Bizim
oraların dağları zümrütten yapılmıştır. Her yer lapis, akik, yeşim doludur."
Bu sözlerin sahibi memleketini terke zorlanmış Afganistan Türkmeni şimdi Kapalıçarşılı
bir gümüşçü. Dergimizin elinizde tuttuğunuz sayısı için Afganistan'dan gelen
o güzelim takıları işlemeye çok önceden karar vermiştik. Sonra o dehşet, 11
Eylül olayı patladı ve Afganistan gündemimizin baş köşesine oturdu. Yola, Kapalıçarşı'ya
Afganistan'dan gelen takılar için çıkmıştık ama kendimizi çarşının ilginç renklerinden
biri olan Afganistan Türkmenleriyle dünya ahvalini tartışırken bulduk.
Kapalıçarşı'da kırkın üstünde Afganistan Türkmeni kökenli esnaf var. Çoğunluğu
gümüşçülük ve halıcılık yapıyor. Kısa bir süre önce dericilik de gözdeymiş ama
Doğu Bloku'ndan gelen müşteriler Türkiye'den ellerini eteklerini çekince bu
işten çark etmişler. Bu arada çoğunun dükkanının Kapalıçarşı'nın Terlikçiler
Sokağı'nda bulunduğunu da belirtelim. Ensari Halıcılık, Kuyumcular Ticaret,
Buhara Halıcılık, Türkmen Turistik Eşya, Lebab Halıcılık ve Deri, Akça Gümüş,
Şafak Dış Ticaret, Mahdumlar Gümüşçülük ve İşan Halı bunlardan ilk akla gelenler.
Tatlı bir aksanla ama az konuşan, güleryüzlü ve hafifçe ürkek insanlar Afganistan
Türkmenleri. En çok dikkatimizi çekense hepsinin bol bol yeşil Çin çayı içmesi
oluyor. Çoğu birbirini iyi tanıyor ve neredeyse tamamı Zeytinburnu'nda oturuyor.
Bizi Afganistan Türkmeni kökenli Kapalıçarşı esnafıyla tanışma işiniyse son
derece kibar bir beyefendi olan Afganistan Türkmenleri Derneği Genel Sekreteri
Hekim Öztürk üstleniyor. Ziyaret ettiğimiz ilk dükkan Türkmen, Özbek, Afganistan
ve Kazak gümüşleri satan Alla Murat ve Nabi Mahdum'un dükkanı Mahdumlar Gümüşçülük.
Dükkana girdiğimizde yüzüklerin olduğu kaseleri eşeleme işine kendimizi biraz
fazla kaptırsak da Mahdum Bey sabırla sorularımızı cevaplandırıp yeşil çayını
yudumluyor. Türkiye'ye beş yıl önce gelen Mahdum Bey ondan önce Pakistan'da
bulunuyormuş. Zaten Kapalıçarşı'da bulunan bütün Afganistan kökenli Türkmenlerin
ortak özelliği Türkiye'ye gelmeden önce bir süre Pakistan'da yaşamaları. Mahdum
Bey de

Kapalıçarşı'ya
gelmeden önce Pakistan'da gümüş imalatçılığı yapıyormuş. Kapalıçarşı'ya daha
önceden gelmiş tanıdıkları sayesinde burada dükkan açan Mahdum Bey'in Pakistan'ın
Peşaver şehrinde hala bir gümüş atölyesi var. Bunun yanı sıra Afganistan'ın
ve Pakistan'ın köylerinden de geleneksel takılar toplayıp Kapalıçarşı'ya getiriyorlar.Yüzüklerin
bazılarına dolanmış ipler dikkatimizi çekiyor, köylü kadınlar parmaklarına büyük
gelen yüzükleri küçültmek için halkalara ip sararlarmış meğerse. Dükkanda en
çok satılan takı yüzük, onu bilezikler ve kolyeler
ediyor. "Zaten parası ve okuma yazması olan herkes ülkeyi terk etti ve
başka ülkelere sığınmayı başardılar. Kalanlar bugün yiyecek bulsalar dahi yarına
bulamazlar" diyorlar. En sadık müşterileri olan Amerikalı turistlerin Kapalıçarşı'dan
el etek çekmeleriyle kötüleşen işler de cabası.
Kardeşi Said Abdülrahim ile "Kuyumcular" adlı dükkanı işleten Alla
Murat Abdülrahim de işlerin kötü gittiğini söyleyen Afganistan Türkmeni kökenli
Kapalıçarşı esnaflarından. Gümüşçülüğün aile mesleğini olduğunu belirten Murat
Bey Türkiye'ye birkaç yıl önce gelmiş, dükkanlarının geçmişiyse sadece iki yıl
öncesine dayanıyor. Onların da hala Peşaver'de atölyeleri var. Dükkanının en
rağbet gören parçalarıysa eski ve antika görünümlü yeni gümüşler. Genellikle
90-94 ayar gümüş kullanıyorlar, gümüşün ayarı yükseldikçe yumuşayıp yamulduğu
için kendi takılarında gümüşün ayarını özellikle biraz düşük tutuyorlar. Bizim
o dükkanda en çok hoşumuza giden takıysa son derece zarifçe hazırlanmış bir
tür altın hızma olan "ısırga" oldu. Isırga'nın ilginç bir hikayesi
de var; Eskiden birbirini çok kıskanan iki kadın varmış. Kadınlardan biri diğerinin
güzelliğini bozmak için ötekinin burnunu delmiş. Burnu delinen kadın, deliği
kamufle etmek için oraya ısırga takmaya başlamış ve daha da güzelleşmiş… Afganistan
kökenli Türkmenler'in gümüş takıdan sonra gelen ihtisas konuları halıcılık.Afganistan'da
dokunan ve Pakistan üzerinden Kapalıçarşı'ya gelen halılar son zamanlarda çok
gözde ve satış bakımından Türk halılarını sollamış durumda. Kapalıçarşı'da halıcılık
yapan herkesin ortak fikri bu. Kapalıçarşı Terlikçiler Sokak'taki İşan Halı'yı
işleten Afganistan Türkmeni Fazıl Halimi de dükkanında bu halılardan satıyor.
Afgan halıları hesaplı fiyatları, parlak renkleri ve modern desenleri yüzünden
epey alıcı buluyor. Yani son zamanlardaki krize ve kapıya dayanan savaş ihtimaline
kadar öyleymiş… Fazıl Bey beş senedir halıcılıkla uğraşıyor ama Kapalıçarşı'da
1982 yılından beri Afgan halısı satıldığını söylüyor. Rus savaşı başladığı sırada
24 gün boyunca at sırtında zor bir yolculuk yaptıktan sonra İran'a giden Halimi
orada yedi yıl geçirdikten sonra Türkiye'ye gelmiş.

.
1990 yılından beri Türk vatandaşı olan Halimi Amerika'daki olayların satışları
çok etkilediğini söylüyor çünkü Afgan halılılarının en büyük müşterisi ABD vatandaşlarıymış.
Halimi de herkes gibi savaş çıkma ihtimalinden korkuyor ve "masum insanlar
ölmesin" diyor. Türkiye'de yaşayan Afganistan Türkmenleri arasındaki suç
oranının düşüklüğüne dikkat çekerek Taliban hükümetine karşı olduklarını üstüne
basa basa belirtiyor.
Yeşim
Çobankent
Kapalıçarşı'nın çok boyutluluğunun en yeni öğesi Afgan
Türkmenleri. Doğup büyüdükleri toprakların tehditler altında bulunduğu bu
dönemde onlar, geride bıraktıkları akraba
ve yakınları için endişe içindeler.

izliyor,
küpe pek satılmıyor. Takılara yerli halktan çok turistler ilgi gösteriyor, zaten
dükkanlarda en çok kullanılan para birimi dolar. Bu takıların bambaşka bir özelliği
daha var, ağırlığı iki-üç kilodan başlayıp on kiloya kadar çıkan takılar aynı
zamanda dekorasyon unsuru olarak kullanılıyor. Mesela yeni evlenen kadınlar
bu takıları sadece birkaç saat kendilerinin ve başkalarının düğünlerinde ve
dini bayramlarda takıyorlarmış, sonra evin bir köşesine asıyorlar. Zaten üzerlerinde
bu kadar ağır takılarla günlük hayatlarını sürdürmelerine imkan yok. Bekar genç
hanımlarınsa bu takıları takmaları pek hoş karşılanmıyor, onlar daha hafif takılar
kullanıyor. Bu arada bu takıları kullanan eski zaman kadınlarının daha iri ve
yapılı olduğu söyleniyor. Birbirinden enterasan ve ağır takılarsa yoğun bir
el gümüş işçiliği gerektiriyor ve "tumar", "sümsile" ve
"göncük" gibi isimler taşıyorlar. Altın pahalı olduğu için nadiren
kullanılıyor. Aile biraz daha varlıklıysa gümüş suyuna batırılmış altın tercih
ediliyor. Gümüşlere kakılan taş olarak genellikle akik, turkuaz, lapis, zümrüt
ve yeşim kullanılıyor. Mahdumlar Gümüşçülük'te gümüşten yapılmış ev eşyaları
da bulunuyor. Eskiden ekmek hamuruna delik açmaya (dürtgüç) ya da kokuluk olarak
kullanılmaya yarayan bu eşyalar şu an otantik bir dekorasyon objesi işlevi görüyor.
Zeytinburnu'nda bir atölyesi olan Mahdum Bey sipariş üzerine de çalışıyor ve
gümüş kemerler, çantalar, yedi ağızlı bilezikler üretiyor.
Mahdum Bey'e Türkmenistan Türkçesi ile Türkiye Türkçesi arasındaki farkı soruyoruz.
"Çok az fark var, bizim dilde biraz daha fazla Farsça sözcük var"
diyor. Belki de bu yüzden sadece Mahdum Bey değil, konuştuğumuz bütün Afganistan
Türkmeni kökenli esnaf Türkiye'de hiç uyum güçlüğü yaşamadıklarını ve en çok
rahat ettikleri ülkenin Türkiye olduğunu söylüyorlar. Afganistan Türkmenleri
Pakistan'da ve Irak'ta ayrımcılığa maruz kalıyor ayrıca anavatanları Türkmenistan
tarafından da pek istenmiyorlar.

Afganistan
Türkmenleri yoğun olarak Afganistan'ın Türkmenistan ile sınır komşusu olduğu
Kuzey Afganistan'da yaşıyorlar. Mezar-ı Şerif, Meymene ve Hindikuş Dağları'nın
etekleri en yoğun olarak bulundukları yerler. Afganistan Türkmenleri'nin uzun
göç hikayesi Afganistan'ın SSCB ile savaşmaya başladığı zamanlara denk geliyor
ama hala birçoğunun yakınları ve sevdikleri insanlar yaşıyor Afganistan'da.İşte
bu yüzden Amerika ile savaş ihtimalinin baş göstermesi hepsini çok tedirgin