Tabiat, yöre halkına hayvancılık ve pek az buğday ziraati dışında bir faaliyet alanı bırakmamıştır. Karapınar kasabasına bağlı bu çölleşmiş ovada 30 kadar köy yer almaktadır.
Yazın çöl sıcağından kurtulmak için bu köylerin halkı ve Karapınar halkının bir kısmı kuzeydeki dağlara, yaylalara çıkarlar. Bilinen en eski zamanlardan bu yana kışın toprak duvarlı ve toprak damlı evlerde, yazın ise kara çadırlarında yarı çömelmiş bitki örtüsü ile ve sert tabiat koşullarında kendi kendileriyle beraber olmuşlardır.
Ve azdaki çokluğu farketme şansını yakalamışlardır.
Geçimleri için yaptıkları işler arasında halı dokuması da vardır. Yöre yünlerinin çok kaliteli olması, ucuz el emeği ve kadınların ustalığından ötürü ticari olarak dokunan halılarının eskiden beri merkezi olmuştur.
Bu halıların yanı sıra kendileri için de korunma ve örtünme ihtiyaçlarını gidermek için yakın zamana kadar halı ve kilim dokunmaktaydı.
İşte sözünü etmek istediğimiz tülüler, bu anlayışta dokunan gayri ticari halılardır.
Celaleddin Vardarsuyu
   

 

 
Burada tülüleri anlatabilmeyi
hedeflemiyorum. Şayet sizlerin dikkatini
tülülerin üzerinde toplayabilirsem onların kendi kendilerini anlatabilecekleri ve herkese anlayabildiği kadar anlatacaklarına eminim.
main
index
Tülüleri alıp satmam, ticarete başladığım 17 yıl öncesine dayanır. Onların farkına varmam ise 5-6 yıl öncedir. Ömrümün büyük bir bölümünde Anadolu'da halıcılık yaptım. Doğulusu olsun, batılısı olsun, kadını olsun, erkeği olsun, çoğu Anadolulu'yu gördükçe bir öğrenci heyecanı hissetmişimdir. Ve bilgelikleri karşısında hem hayret, hem heyecan duymuşumdur. Bu insanların eseri olan tülülerin de Orta Anadolu bozkırında Karapınar'da, oğlum Mustafa'yla beraber farkına vardık. Mustafa 13 yaşın temizliğiyle tülüyü benden önce farketmişti diyebilirim. Bu farketmenin heyacanını sizlerle paylaşmak istiyorum. Tülü, tüylü kelimesinin kısaltılmışından gelir. Dokuma tekniği olarak atkısı ve çözgüsü yün olan orta ve batı Anadolu halılarına benzer. Atkı sayısı yöresel diğer halılardan biraz daha fazladır. İlmelik yünü ise biraz daha fazla, biraz daha gevşek eğrilmiştir. Bu, halıya daha sıcak, yumuşak ve samimi bir hava vermektedir. (Bir spikerin, konuşmada kelimelerin ilk ve son harflerini çok belirgin telaffuz etmemesi gibi.)
Konya Ovası'nın doğusunda yer alan Karapınar bölgesinde dokunmuştur tülüler. Bu bölgede, yarı çölleşmiş bir ova ve ovanın kuzeyinde çorak dağlardan müteşekkildir. Civarda 7000 yılını bildiğimiz Anadolu uygarlığının kalıntıları vardır. 70-80 yıl öncesine kadar buradaki Türkmen kökenli köylüler ile Rum kökenli köylüler içiçe yaşamaktaydı.
Kanımızca bu tülülerin mistizm ile ilgisi vardır; yöre arkeolojisiyle, psikolojik denge ile yörede 70-80 yıl önce yaşamış olan Rum kültürü ile sevgiyle ilgisi vardır.
Tülüyü dokuyan Karapınarlılar, yukarıda belirttiğimiz tabiat koşullarında yaşayan sade, sakin, mücadeleci ve çok duyarlı insanlardır. Kum çölünde hayatta kalmak için gerekli olan unsurlar toplanmıştır kendilerinde. Yukarıda saydığımız özellikleri ve zekaları Konya'nın diğer kasabalarında o kadar abartılmıştır ki, kendilerine 'kum şeytanı' denilmiştir.
Bu kum şeytanı diye adlandırılan insanları, bu çöl insanlarını tanımak, yüzlerindeki sert ifadeye aldırmadan gözlerinden girip içlerindeki yumuşacık gönlü keşfetmek, pazarlıktaki sert el sıkmalarına aldırmadan tenlerindeki sıcaklığı ve yüzlerinde saklamaya çalıştıkları tebessümü yakalamak, azametli görüntülerine aldırmadan konuşma, yaşama, üretme ve tüketme biçimlerindeki sadeliği farketmek olağanüstü bir serüven, insanın kendisine doğru yaptığı fevkalade bir serüven olmuştur benim için. Bu serüven, bu insanların, bu gönlü güzellerin dokuduğu tülülerdir. Tülüler, bu insanların aynalarıdır.
Tülüler, her dolu sanat eseri gibi, hem sanatçının, hem de hepimizin aynasıdır.
Tülüler, "Acaba şu kadar kazanabilir miyim, patron bunu beğenir mi?" gibi hiç bir kaygı olmadan dokunmuştur. Bir kadın tarafından sevdiği bir kimse için dokunmuştur. Ve dokunurken gönlünde ne birikmiş ise o birikimlerin aktarılması için dokunmuştur.
Karapınar kadınının içinde olgunlaştırdığı duygularını, bilgeliğini en yakınlarıyla paylaşmak için dokunmuştur. Verilmek istenen mesajların bazısı daha net, bazısı daha örtülüdür. Ama hepsinde insandan insana bir mesaj vardır. Tülü dokumasına katılan şey, hepimizde olan şey ve umuyorum tülülerde herkesin farkedebileceği o şey sevgidir.
Bundan sonra biraz Karapınar'ın, çölün baharını anlatmaya çalışacağım. Akdeniz'de, Karadeniz'de baharı farketmek kolaydır; baharda çıldırmak da kolaydır. Burada bahar, geldiğini köre, sağıra hatırlatır. Çölde ise kışla bahar arasında az fark vardır. Toprağın üzerinde kışın gri renkli ve çok seyrek bir bitki örtüsü vardır. Bunlar kurudur. Toprağın rengi de sarıdır. Sarı toprak, zaman zaman karla kaplıdır. Baharda karlar erimeye başladığı zaman, sarı toprak koyu kahverengiye dönüşür. Boyu 10 santimetreyi geçmeyen mat-gri koyu bitkilerin yanında topraktan başını yeni çıkarmış 1-2 santimlik mavi-gri bitkiler dünyaya gelmiştir. Bütün bu sarı, gri, kahverengi ve mavi tonlarda baharı farkedebilmek için bayağı duyarlı olmak gerekir. Tabiatın verdiği sınırlıdır; ot sınırlıdır, su sınırlıdır. Bu sınırlılık içinde Karapınar insanı duyarlılığı ve bu sınırlılıkla beraber olmayı ustalıkla öğrenmiştir. Ve diğer insanlar gibi, onlar da çevreleriyle bir olmuşlardır. Anlatımlarında da sade, sınırlı ve bahar gibi keşfedilmeyi beklerler.
Tülüleri görebilmek için de gözün dikkatli olması, hatta bütün vücudun göz olması gerekmektedir. Bundan sonra tülü anlatımını tülülerin kendilerine bırakıyorum.