Kaya
Aydoğan (tekstil):
Şeref
Baykan (deri mamülleri)
Nail
Can (halıcı)
Kirkor
Cebeci (tekstil)

Kapalıçarşı'da
22 yıldır esnaf olarak çalışıyorum. Buradaki işlerimiz 1975 yılından 1995 yılına
kadar çok iyi durumdaydı. Bu, bizim en çok iş yaptığımız dönemdi. Turist potansiyeli
yüzde yüze yakındı. Bugün baktığınızda, o güne kıyasla yüzde otuza indi diyebilirisiniz.
Demir Perde ülkelerinden gelen insanlar taneyle değil çuvalla mal alıyorlardı.
Bugün de alıyorlar ama tek tek. İstanbul'da yaşanan terörist eylemler ve 17
Ağustos depremi işlerimizde büyük bir gerilemeye neden oldu. Bu durgunluğun
üzerine bir de ekonomik krizler etkilenince, ne yapacağımızı bilemez hale geldik.
Döviz ikiye katlandı, paramızın değeri kayboldu. Üstelik gazetelerde yazıldığı
gibi kira gibi bizim için hayati önem taşıyan harcamalarda bir düşüş olmadı.
Tam tersine arttı. Oysa kazancımız tam tersine azaldı. Bu da bizleri son derece
zor bir duruma düşürdü.
Tahminine göre bu krizler Çarşı içinde 100'ün üzerinde dükkan kepenk indirdi.
Tekstil işi yapanları Laleli piyasası çok yıprattı. Onları da kötülemek istemem
ama, aralarında bir kaç tanesi çok kötü mallar sattılar. Durum böyle olunca
kurunun yanında yaş da yandı. Oradaki kaliteli esnafın da işleri bozuldu, Kapalıçarşı'dakilerin
de. Hala bunun acısını çekiyoruz.
Ülkenin ekonomik krizle nasıl baş edeceği konusunda birşey söylemem ama, Kapalıçarşı
için şunları söyleyebilirim: Turistin çok iyi ağırlanması gerekiyor. Ulaşım
sorununu çözmemiz gerekiyor. Ama Çarşı'ya gelmek isteyen turist, yolunu bile
zor buluyor. Çarşı esnafının turisti aldattığı söyleniyor.
Böyle birşey olmaz. Gelen yabancılar Türkiye'deki fiyatların farkındalar. 10
liralık malı 15 liraya satamazsınız onlara. Laleli'de böyle olaylar oldu. Adamlara
fermuarsız pantalonlar satılmış.
Biz böyle krizlerle yaşamaya alıştık Türkiye insanı olarak. Normale dönecektir.
Hep öyle oldu çünkü. Biz 17 Ağustos gibi bir deprem yaşadık. Bir yıl boyunca
iş yapamadık. Az önce söylediğim kapanmalar depremden sonra oldu hep. Öylesi
bir yıkımı yaşayıp üstesinden geldikten sonra, bizim aşamayacağımız engel yok.
Bunları da aşacağız. Ben buna inanıyorum. Krizi, bekleyerek aşacağız. Hükümete
düşen tek görev turizmi canlandırmak için çaba harcamak. İyi bir denetimle kumarhaneler
açılırsa, bizim işlerimiz de yoluna girer.

Faruk
Darende (kuyumcu)

Biz
üç kuşaktır kuyumculuk yapıyoruz. 1976 yılındanberi de Kapalıçarşı'dayım. 1978
yılında Kapalıçarşı Esnaf Derneği'nde yönetim kurulunda görev yaptım. O sıralarda
iki dönem başkanlık yaptım. Hayatımın en güzel yılları burada geçti.
Buranın kültürüyle büyüdük bizler. Burada çalışmak bir hastalıktır. Çünkü Kapalıçarşı'nın
şartları yeni açılan iş merkezleriyle karşılaştırıldığında son derece kötü.
Çok sağlıksız bir ortam var. Bu çarşının ortamı çok farklı diğer yerlerden.
Dışarıda yaşanan en ufak bir sorun buradaki işleri hemen etkiliyor.
Kapalıçarşı'nın özelliği Türkiye'nin aynası oluşudur. Her milletten, her dinden,
her ırktan esnafı ve müşteriyi görebilirsiniz burada.Türkiye'de dolar ve markın
değeri Çarşı'nın küçücük bir sokağında belirleniyor yıllardır. Toparlarsak 1990
yılından sonra, turizm gelirleri artış gösterse de, Kapalıçarşı'da işler kötüye
gitmeye başladı. 17 Ağustos depremi, Kasım ve Şubat krizleri de üstüne eklenince
işler daha da kötüye gitmeye başladı. Bütün bu olumsuzluklara rağmen bu sene,
geçtiğimiz seneye göre daha iyi durumdayız.Tüm Türkiye 30-35 sene sanal bir
ekonomik ortamda yaşadı. Aslında olmayan ama öyle gözüken bir zenginlik yaşadık.
Hiçbir gelirimiz olmadığı halde, ülkeye çok para girdi ve harcandı. Bu sanal
bir zenginlik doğurdu. Batıyla iyi geçindik, borç aldık. Bugün o borçların açısını
çekiyoruz. Hep borçlanarak yaşadık. 1980 yılının başında 40 milyar dolar dışborcumuz
vardı. Bugün ise 250 milyar doları buluyor.
Bu parayı kim yedi? Bunu haklı veya haksız herkes yedi.
Haksız yiyenler; banka hortumlayanlar, yasadışı kredi alan insanlar. Haklı yiyenler
ise örneğin 100 dolarlık buğdayına devlet tarafından 200 dolar verilen çiftçi.
Bunlar sadece örnektir. Yani biz ülke olarak öyle ya da böyle hep beraber yedik.
Artık dünya geri alamayacağı endişesiyle bize borç vermeme eğilimine girdi.
Bundan sonra ne olur? Bundan sonra ne olacağı tamamen bizlere bağlı. Kaynaklarımızı
iyi kullanmalı, aldığımız kredileri yerinde harcamalıyız. Türkiye'nin sıkıntılarının
üstesinden nasıl geleceğini, ben küçük bir esnafken tahmin edebiliyorum. Hükümetin
yetkili organları da bunu iyi biliyorlar. Ama bir şeyi daha biliyorlar ki, bu
çözüm yolları uygulanmaya başlarsa, onların da Türkiye siyasetinde yerleri kalmayacak.
Yani bastıkları dalı kesmiyorlar.
Bu yüzden iktidarda kim olursa olsun yapılması gereken değişiklikleri hayata
geçireceğine inanmıyorum.

Hasan
Fırat (Kapalıçarşı Esnaflar Der. Baş.)

Kapalıçarşı'da
1971 yılından beri çalışıyorum. Çarşı'nın iş hacmi açısından en iyi olduğu zamanlar
1980 öncesi dönemdi. Körfez Savaşı'na kadar da işler iyiydi. Daha sonra giderek
azaldı. 1994 yılında yaşanan ekonomik krizde bile, bugün yaşadığımız kriz kadar
etkilenmedi işlerimiz. Biz o krizi üç ayda atlatmıştık. Bunu başarabilmemizin
en önemli nedeni bavul turizmiydi. Bu, piyasadaki para sirkülasyonunu hızlandırmıştı.
Bu kriz ortamından en çok etkilenen kesim tekstil kesimi oldu. Bu söylediğim
sadece Kapalıçarşı için geçerli değil. Bütün ülkede tekstil ve hazır giyim sektörü
büyük yara aldı. 17 Ağustos Depremi değildi bizim işlerimizi etkileyen. Depremden
bir kaç ay sonra turistler gelmeye başladı. İşlerimizi asıl etkileyen Kasım
ve Şubat krizleri oldu. İşler bugün sıfır noktasında.
Kapalıçarşı'da bulunan 3.600 esnaf ve çok çeşitli iş kolunun, Türkiye'nin geneliyle
karşılaştırıldığında, bu ekonomik krizden en az etkilenen kesim olduğu ortaya
çıkıyor. Türkiye'de birçok işyeri kepenk indirdiği halde, burada krizden dolayı
işyerini kapatan kimse yok. İflas eden kimse yok. Hatta Nisan ayından sonra
turistlerin gelmesiyle, çarşı genelinde işlerin arttığı bile söylenebilir.
Türkiye neden bu noktaya geldi? Alınan yanlış ekonomik kararlar ülke ekonomisini
yanlış yerlere götürdü. Örneğin Sayın Ecevit'in doları sabit tutmaya çalışması.
Krizin hemen ertesinde doların dalgalanmaya bırakılması da, zamansız yapıldığı
için, hammaddesini dolarla alan üreticiyi kötü etkiledi.
Bankaların içine düştüğü durum da esnafı zora soktu. Türkiye bu süreçte dünyadaki
fiyat ayarlamalarına, maliyetleri artması nedeniyle ayak uyduramadı. Sorunların
çözümünü güven ortamının sağlanmasına bağlamak anlamsız. Biz geçmişteki hükümetlere
de çok güvenmiştik ama hiçbir zaman beklentilerimiz karşılanmadı. Bundan daha
fazla güvenebileceğimiz bir hükümet sorunları çözücekse, buyursun gelsin.
Kriz ortamından çıkmak için, üretimi durdurmuş olan fabrikaların maliyetine
de olsa çalışmaya başlaması gerekir. İşsizliğin sona erdirilmesi yapılması gereken
en önemli şey. Hükümetin ihracattan ümidi kesmesi gerekiyor. İç piyasada bir
canlanmanın yaşanması gerekiyor. Bir önceki Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun uygulamalarını
çok beğeniyorduk. Çok doğru kararlar almıştı.
Yeni bakanın alacağı kararları bilmediğimiz için, birşey diyemem. Turizm konusunda,
bizim çok ciddi bir tanıtım organizasyonuna girmemiz gerekiyor. Bunun yapılması
lazım.

Turan
Kaplan (konfeksiyon)

Kapalıçarşı'da
1970 yılından beri çalışıyor00um. Kriz ortamı herkesi olduğu gibi Kapalıçarşı
esnafını da zor durumda bıraktı. Artık para kazanmanın ötesinde sadece ayakta
kalabilmek ve günü kurtarmak amacıyla çalışır hale geldik. Gün kazanıp, gün
yiyiyoruz. Bana göre Türkiye'deki esnafın durumu vahim. Bu pahalılıkla sonumuz
nereye varacak belli değil.
Biz bir tekstil firması olarak hem yerli, hem de yabancı müşteriyle çalışıyoruz.
1970'den 1980'lerin sonuna kadar bizim en önemli müşterimiz yerlilerdi. Ülkede
değişen ekonomik koşullar maalesef onları buradan uzaklaştırdı. Müşterilerimizin
içinde yerlilerin oranı yüzde 5'e düştü. Bizim son yıllarda işlerimiz tamamen
turiste bağımlı hale geldi. Bu son derece zor bir durum. Turist olursa para
kazanıyoruz, olmazsa oturmaktan başka birşey yapamıyoruz. Bu duruma bir çözüm
getirilmeli.
Son iki ekonomik krizle ortaya çıkan dövizdeki ve enflasyondaki artış, tüm esnafı
olduğu gibi bizi de etkiledi. Bir malı 9 liraya alıyorsun, ertesi gün 10 lira
oluyor. Bir önceki günden kalan karınla yeniden mal alıyorsun. Bu bir kısırdöngü
haline geldi. Dediğim gibi sadece günü kurtarabiliyoruz.
Bu ekonomik krizden çıkmak için bireysel olarak birşey yapmamızın imkanı yok.
Biz zorunlu harcamalarımız dışındaki harcamalarımızı kesmek durumundayız zaten.
Bunun ötesinde ne yapabiliriz ki? Bu konuda hükümetin yeni girişimlerde bulunması
gerekiyor. Bu, her ne kadar sadece bu son hükümetin neden olduğu bir kriz değilse
de, çözümü onların bulması gerekiyor.
Ülke ekonomisini kontrol eden bir yer olmasına rağmen Kapalıçarşı, hakettiği
ilgiyi göremiyor. Bu zor koşullarda esnafın da yeni adımlar atması beklenemez.
Burada da iş hükümete düşüyor. Çünkü esnaf ancak günü kurtarabiliyor ve yarınının
ne olacağını bilemiyor. Elindeki sermayeden yiyiyor. Hükümet ve politikacılar
kendi dertlerine düşmüş durumdalar. Ne esnafı ne de ülkede yaşayan, iş yapmak
isteyen, çalışmak isteyen insanları düşünüyorlar. Hep gözardı ediyorlar. Seçim
zamanı gelip oy almak için ilgileniyor gibi görünüyorlar. Sorununuz nedir, nasıl
çözeriz diye soruyorlar. Biz de onlara anlatıyoruz. Ama seçimlerden sonra bir
daha yüzlerini göremiyoruz.

Arto
Kileci (deri mamülleri)

1969
yılından beri Kapalıçarşı'da çalışıyorum. Çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan
patronluğa kadar yükseldim. Turistik eşya satmayla başladım. 1980 yılından beri
de dericilik yapıyorum. Burada doğdum, burada büyüdüm, burada öleceğim. Ben
başka bir yerde çalışmanın ne demek olduğunu bilmiyorum. Biz burada büyük bir
aileyiz. Tartışmalarımız elbette oluyor. Ama hepimiz esnaflığın tüm gerektirdiklerini
yapıyoruz.
Bizim işlerimizi esas etkileyen olay 1997 yılında Ruslar'ın buradan gidişiydi.
O dönemden beri belimizi bir türlü doğrultamadık. Bizim yerli halkla bir ilişkimiz
olmadığı için, dünyada olan olaylardan çok etkilendik.
Mesela ABD'deki terör eylemi bizim işimizi olumsuz etkiledi. Kasım ve Şubat
krizinden sonra, dövizin ikiye katlanması bizi zor durumda bıraktı. Gerçi turist
geldiği taktirde, bu yaşanan krizleri biz çok da hissetmeyiz. Eğer turist sayısı
artarsa bizim işlerimiz yolunda gider. Türkiye bugün krizin içinde mücadele
etse de, Kapalıçarşı'da turist potansiyeli fazla olduğu taktirde sorun yaşamayız.
Bizim bu durumdan etkilenmememiz için ne yapmamız gerekiyor? Öncelikle yerli
tüketiciye yönelmemiz gerekiyor, lokal işler yapmamız gerekiyor. Biz geçen sene
ve bu sene yaşanan krizlerle, bu işi sadece turiste bağlı kalarak yürütemeyeceğimizi
anladık. Açık söylemek gerekirse Kapalıçarşı esnafı olarak bizlerin gerektiği
kadar koordineli hareket ettiğimiz söylenemez. Alt yapı olarak da eksikliklerimiz
var. Dünyayla entegrasyonda zorluk çekiyoruz. Bu elbette bir kültür ve tahsil
meselesi. Biz burada büyüdük ve burayı biliyoruz.
Profesyonel ticareti bilmiyoruz. Bu açıklarımızın kapatılması gerekiyor. Krizlerden
mümkün olduğu kadar az etkilenmek için. Son krizle mücadele etmek için sadece
bekledik. Çünkü yapacak başka bir şeyimiz yok maalesef. Gücümüz nereye kadar
yeterse oraya kadar sürdüreceğiz işleri. Bizim ticaret kapasitemiz gündelik
gelişmelere bağlı. Bu durumdan kurtulmamız gerekiyor. Turizm Bakanlığı'nın buraya
daha fazla ilgi göstermesi gerekiyor. Tanıtım için ne yapılması gerekiyor bilmiyorum
ama, buradaki işlere istikrar sağlamak için mutlaka turisti buraya çekecek çalışmaların
yapılması gerekiyor. Ben hükümetin Kapalıçarşı'ya gerektiği ilgiyi gösterdiğine
inanmıyorum. Seçim zamanları buraya uğrasalar da, daha sonra unutuyorlar. Burası
ekonominin can damarı olmasına rağmen gerekenler yapılmıyor. Bu, üniversite
mezunu, profesyonel yönetici olan gençlerin işi gibi geliyor bana. Biz de onlara
tecrübemizle yardım ederiz. Biz alaydan geliyoruz. Ustamızdan ne gördüysek öyle
devam ediyoruz.

Fetih
Küçükoyman (döviz bürosu)

1980
tarihinde Kapalıçarşı'da çalışmaya başladım. Sekiz yıldır da dövizcilik yapıyorum.
Buradaki ilk dövizcilerden bir tanesiyim. Türkiye'nin içine girdiği ekonomik
krizler bizi de çok etkiledi. Özellikle de deprem bizi çok etkiledi. İşler durdu,
parasal sorumluluklar başladı, herkes kendi derdine düştü. Depremden sonra ikinci
bir darbeyi Kasım ve Şubat krizlerinde yedik. Kapasite darlığı başladı.
Kapalıçarşı'da esnafın işlerinin zora girmesi bizi de etkiledi. Çünkü iş yaparak
döviz kazanan esnaf dövizini bizde bozduruyordu. Bu olmayınca hepimiz parasal
zorluklara girdik. Herkesin işinde gözle görülür bir gerileme gözüktü. Benim
en büyük üzüntüm, medyanın dövizcileri halka karşı öcü olarak göstermeleri.
Döviz fiyatlarını, faizleri biz kontrol ediyormuşuz gibi bir görünüm yarattılar.
Bu durum halkla ilişkilerimizi etkilediği gibi, Merkez Bankası'yla da ilişkilerimizi
bozdu.
Oysa döviz bürolarının olmadığı düşünüldüğünde nasıl bir tablonun ortaya çıkacağını
tahmin etmek hiç de zor değil. Bu para bu sefer yeraltına kayacak. Yine alınıp
satılacak. Üstelik devlet de tek kuruş vergi alamayacak. Birileri de haksız
kazanç elde etmiş olacaklar.
Mesela biz şuan yasalara uygun olarak faaliyet gösteriyoruz. Merkez Bankası'nda
150 bin markımız teminat olarak duruyor. Sene sonunda banka bunu TL'ye çeviriyor.
Üstelik bunu enflasyondan arındırmadan yapıyor. Buna rağmen bizler bundan faiz
de istemiyoruz. Kazandığımız paranın da yüzde 45'ini vergi olarak alıyor. Bu
işi resmi olarak yapmayanlar, ne vergi ödüyor, ne sigorta ödüyor, ne kira veriyor...
Haksız kazançlar elde ediyor. Bizim bunlarla rekabet etmemiz o kadar zor ki.
Tam anlamıyla bir çıkmaz içindeyiz.
Bizim işimizi etkileyen önemli sorunlardan bir diğeri de vergi numarası uygulaması
oldu. Vatandaş gelip 3 bin doların üzerende bir işlem yapmak istediği zaman
vergi numarası istiyoruz. O da tedirgin oluyor. Hatta bir çoğu işlemi bırakıyor,
alıyor parasını gidiyor. Karaborsa da bozduruyor. Bu da ciddi bir vergi kaybına
neden oluyor.
Ben 20 yıldır Çarşı'da çalışıyorum. Burada 20 yıl önce 1 milyon dolara alamayacağın
dükkanı bugün 400 bin dolara alırsın. Tramvayın yapılmasıyla yollarımız tıkandı.
Bu iş hacmini etkiledi. Bundan çok zarar gördük. Bu konuda birçok resmi kişiden
söz almamıza rağmen hiçbir adım atılmadı. Zaten sadece seçim zamanı uğruyorlar,
oyu aldıktan sonra bizi unutuyorlar.

Ercan
May (kilimden eşyelar)

1978
yılından beri Kapalıçarşı'da çalışıyorum. Kilimden mamüller üretiyorum. Ve bunların
ihracatını yapıyorum. Yabancılarla ilişkilerin bu bağlamda son derece iyidir.
Türkiye'de yaşanan krizler hiçbir zaman Kapalıçarşı'yı direkt olarak etkilemedi.
Türkiye'de üretilen tüm el sanatı ürünlerinin yüzde 99'unu Kapalıçarşı satıyor.
Kapalıçarşı son üç yılda büyük krizler atlattı. Özellikle depremin, turist sayısını
düşürmesi bizi etkiledi. Ama büyük yıkımlar da olmadı. Burası Türkiye'nin içerisinde
farklı bir dünya. Ekonomik açıdan izole bir ortamdayız diyebiliriz. Bugün gidin
bakın İstanbul'un birçok semtinde büyük mağazalar kriz nedeniyle iflas etmiş,
kapanmıştır. Ama bugün burada bir tane kapalı dükkan bulamazsınız. Ama 17 Ağustos
depremi ve Abdullah Öcalan'ın yakalandığı dönemlerde ticari faaliyetlerimiz
darbe aldı. Örneğin bu krizlerden sonra benim 10-15 yabancı müşterimle ilişkim
kesildi. Bu tür krizlerle birlikte, enflasyonun hızlı artışı özellikle ihracatımızı
olumsuz yönde etkiledi. Bu yüzden gerektiği kadar işçi çalıştıramadık. Anadolu'da
kilim dokuyan kadının kilimini alamadık, Tuzla'da deri üreten fabrikadan deri
alamadık. Bu da ülke ekonomisine zarar verdi.
Türkiye'nin bugün yaşadığı ekonomik krizi aşması biraz zor görünüyor. Bana göre
işler biraz zamana bırakılmalı. Bence zaman herşeyin ilacıdır. Ama biz bir kere
tüketici bir toplum olduk. Bana göre krizin en önemli nedeni bu. Yani bir evin
üç odası varsa, üç tane de televizyon var. Bu şartlar altında siz krizi yenebilir
misiniz?
Türkiye artık, talancıların önünün kesilmesi gerekiyor. Artık herkes dürüst
olmak zorundadır. Politikacısından işadamına kadar. Bugün herkes; geçmişiyle,
söylediğiyle, yaptığıyla çelişir durumda. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir
şey yok.
Kapalıçarşı bugün Türkiye'yi beslemeye çalışıyor. Bakın burada gördüğünüz altınların
hepsi, Çarşı'nın arka taraflarında, küçük atölyelerde işleniyor. Buralarda da
20-30 insan çalışır. Bunların hepsine ekmek veriyor Kapalıçarşı. Anadolu'da
üretilen tüm elişlerini Kapalıçarşı alıyor. Oralardan aldığı mamülü, burada
yabancılara satmaya çalışıyor. Yani döviz getiriyor ülkeye.
Bir ülkenin Turizm Bakanı yabancı dil bilmiyorsa, daha da kötüsü turizm nedir
bilmiyorsa, tanıtım nedir bilmiyorsa bu konuda ileri gitmemizi beklememeli kimse.
Bir bakanın vizyon sahibi olması gerekir, turizm konusundaki rakipleri tanıması
gerekir. Ülke insanının uluslararası alanda saygınlığını arttıracak çalışmalar
yapması gerekir. Bu konuda Dışişleri Bakanlığı'na da büyük görevler düşüyor.

Ayhan
Oğuz (kuyumcu)

Biz
1986 yılından beri Kapalıçarşı'da çalışıyoruz. O günden bugüne bakıldığında
en büyük kaybımızın yerli müşterinin ortadan kalkışı olduğu görülür. Avrupalı
turistler de çok azaldı. Yerli müşterinin azalmasının iki önemli nedeni var:
Birincisi Türkiye ekonomisinin her geçen gün biraz daha kötüye gitmesi, diğeri
de müşterinin buraya gelmesine engel olan semt kuyumcularının açılması. Artık
her sokakta bir kuyumcu var neredeyse. Zaten ciddi bir ulaşım sorunu var, otopark
olayını da çözemedik.
Deprem ve daha sonra yaşanan ekonomik krizler, zaten sıfıra yaklaşan yerli müşteri
sayısını sıfıra indirdi. Mesela biz dükkan olarak yerli müşteriyle çok çalışırdık.
Yüzde 90'ını kaybetmiş durumdayız. Kapalıçarşı kuyumcu esnafının en önemli müşterilerinden
bir tanesi de Almanya'da çalışan işçilerimizdi. Türkiye'ye geldiklerinde büyük
alış verişler yapıyorlardı. Şimdi oradaki nesil değişti. Bu yeni neslin altına
olan ilgisi azaldı. Anne ve babaları da zamanında alacaklarını aldıkları için,
o müşteri kitlesini de kaybettik.
Bu krizlerin nedeni olarak tek bir hükümetin suçlu ya da sorumlu olduğunu düşünmüyorum.
Bu bir süreçtir. Faizlerin yüksek oluşu, devletin bir borç sarmalı içine girmesi
ülke ekonomisine büyük sekte vurdu. Bu 1990'dan beri gelen bir süreçti, 2000
ve 2001 yıllarında patladı. Yanlış politikalar ve yanlış yapılanmalar bizleri
bu noktaya getirdi.
Kapalıçarşı'da işlerin açılması için yapılması gereken en önemli çalışma, çevre
düzenlemesi ve alt yapı sorunlarının giderilmesi olacaktır. İnsanlar ulaşım
ve otopark sorunu nedeniyle buraya gelmek istemiyorlar. Bize bu konuda o kadar
söz verildi ki. Ama hiçbirisi tutulmadı. Böyle 500 yıllık bir yapıyı kullanamamamız
bizim hatamız. Yoksa kim görmek istemez ki burayı.
Bir de şu rehber sorununu çözmek gerekiyor. Bu bölgeye turist getiren rehberler,
çarşı esnafını ve çarşıyı kötülüyorlar. İnanılmaz iftiralar atıyorlar. Bunlar
işlerimizi etkiliyor. Turisti ya hiç sokmuyorlar içeriye ya da altı buçukta
sokuyorlar. Çarşı yedide kapandığı için bunun da bir anlamı olmuyor.
Bu adamlar para kazanmak için, turisti kendi anlaştıkları mağazalara götürmek
için, bizi, dolayısıyla devleti kötülüyorlar. Çünkü bizim bütün çalışmalarımız
devletin kontrolü altında.
Amerika'daki olay bizim işlerimizi etkileyecektir. Bizim en iyi müşterilerimiz
eylül ekim aylarında gelir. Bu sene geleceklerini sanmıyorum.

Orhan
Peker (kuyumcu)

1954
yılından beri Kapalıçarşı esnafıyım. Benim şahit olduğum en büyük kriz 6-7 Eylül
olaylarının olduğu zamandı. Bu olaylar bizim işlerimizi çok bozdu. Bu olaylardan
sonra da 1960 ihtilali, 1970 ve 1980 ihtilalleri de bizim işlerimizi etkiledi.
Bunların arasındaki dönemlerde ise son derece iyi oldu işler. 80 ihtilalinden
Körfez Savaşı'na kadar hiçbir zaman görmediğim kadar büyük bir yoğunluk vardı.
Savaştan çok etkilendik. Türkiye'de yaşanan ekonomik krizler yerli müşterimizin
azalmasına neden oldu. Altın fiyatı dolarla doğru orantılı olarak arttığı için
satışlarımız azaldı. Yerli müşterinin kazandığı para değer kaybetti. Ama alacağı
altının fiyatı ikiye katlandı. İnsanların geliri yüzde 10-20 artarken, diğerinin
fiyatı yüzde 200-250 arttı. Yaşanan krizin nedeni sadece son hükümet değil elbette.
Geçmişten kalan sorunlar var. Özellikle borçlanma, hem de yüksek faizli borçlanma
ülke ekonomisini zora soktu. Biz bu konudaki sınırlarımızı çok aştık. Artık
devletin tüm geliri, geçmişte aldığımız borçların faizine gider hale geldi.
Hükümetin artık, baraj gibi okul gibi, yol gibi ihtiyaçları gidecek kadar parası
kalmadı. Borç alıp borç ödüyorlar. bu yanlış bir politika. Bu durumda azalan
birşey olmuyor ki. Tam tersi sürekli olarak artıyor. Türkiye'nin bir an önce
borçlarını sıfırlaması gerekiyor. Bunun için ne yapmak gerekir? Özelleştirme
mi, başka birşey mi bilemiyorum ama, bunun bir an önce yapılması gerekir. Aksi
taktirde, bugünümüzü arar hale geleceğiz korkarım. Batı bize borç verirken iyilik
yapmıyor ki. Geri alırken yüzde 10 faizini alıyor. Üstelik enflasyon nedeniyle
bu oran daha da artıyor. Devletin yapması gereken ikinci şey, harcamalarını
kısmak olmalı. Bunlar da belimizi büken yükler.
Biz esnaf olarak krizi atlatmak için ne yapabiliriz ki? Bekliyoruz. Tek avantajımız
bankalara borcumuzun olmaması. Bu sayede mümkün olduğu kadar az etkileniyoruz.
Bizim sermayemiz altın olduğu için hiçbir zaman sıfırlanmıyor. Ama altının değeri
yükselince kar etmiş görünüyorum. Bu yüzden de aşırı bir vergi alıyor devlet.
Kapalı- çarşı ülke ekonomisinin can damarı olmayı sürdürüyor. Ülkede dönen dövizin,
altının fiyatı burada belli oluyor.
Hükümetlerin buraya yeteri kadar, daha doğrusu hakettiği kadar ilgi gösterdiğini
söylemek mümkün değil. Bu durumun değişmesi gerekiyor. Çarşı ekonomisinin canlandırılması
için çevre düzenlemesinin iyi yapılması gerekiyor. Örneğin ulaşım ve otopark
sorunumuzun çözülmesi gerekiyor.

Abdullah
Sanlı (kuyumcu)

Kuyumculuk
bizim baba mesleği. 1970 yılından beri Kapalıçarşı'da bulunuyoruz. 1980 yılından
beri de kendi dükkanımı işletiyorum.
İstanbul'da büyük modern alışveriş merkezleri yapılsa da Kapalıçarşı'nın alternatifi
olamıyor. Çünkü tarihin alternatifi olmaz. Tarih tarihtir. Bugün Kapalıçarşı'ya
tek bir dükkan daha ekleyemezsiniz. Ama Akmerkez gibi yerlere istediğiniz kadar
ek yapabilirsiniz. Zaten Batılı turistler açısından böyle modern yapıların hiçbir
çekiciliği yok. Geldikleri yerde alası var. İstanbul içinde açılan büyük mağazaların,
rehber ve firmalarla anlaşarak turistleri kendisine çekmesi bize zarar verdi.
Zaman içinde dövizin serbest bırakılması, borsanın açılması yerli yatırımcının
altından kaçarak bunlara yönelmesine neden oldu. Yerli müşteriyi kaybetmemizin
en önemli nedenlerinden bir tanesi de budur. Altın devlet tarafından ekonomiye
zarar veren bir yatırım aracı olarak görüldü. Devlet bu parayı ekonominin içine
sokmak için başka yollar buldu. Altın bugün sadece süs eşyası olarak görülüyor.
Amerika'ya yapılan son terörist saldırının bizi etkileyeceği ilk günden belli
oldu. Gelen Amerikalılar'ın morallerinin çok bozuk olduğunu görüyoruz. Deprem
ve ekonomik krizler bizim işlerimizi etkiledi ama, Kapalıçarşı artık tamamen
yabancı müşterilere yönelik çalıştığı için ülke içindeki dalgalanmalardan çok
dünyadaki olaylar bizim işlerimizi etkiliyor. Biz 3-4 senedir turistlerle başbaşayız.
Kasım ve Şubat krizlerini buradaki esnafın bu nedenle çok da fazla hissettiğini
düşünmüyorum. Biz bunlardan çok, bu Amerika'daki saldırıyı hissedeceğiz. Bu
da bir iki ay içinde belli olur zaten. Gerçekte bizim en çok para harcayan müşterilerimiz
eylül ekim aylarında gelir. Bu yüzden bu sene de yüzümüzün güleceğini düşünmüyorum.
Çünkü bu son olay sadece Amerikalıları değil, dünyadaki tüm insanları etkileyecektir.
Onlar her ne kadar tersini söyleseler de, biz Müslüman bir ülke olmamızın acısını
çekeceğiz. Bizler Türkiye'de meydana gelen krizleri gördüğümüz zaman, ülkenin
nereye gittiği, neler yapılabileceği konusunda endişe besliyoruz. Ama yine de,
yarınımız da ne olacağını bilmeden, hayatımıza devam ediyoruz. Bunu yapmak zorundayız.
Harcamalarımızı minimuma indirerek bekleme sürecine girdik. Mevcut hükümetin
alternatifinin olmadığı görüşüne katılmasam da, bugünkü durumda bir hükümet
değişikliğine gidilmesinin çok da doğru bir hareket olmayacağı kanısındayım.
Çünkü ortaya çıkacak bir iki aylık bir boşluk, ülkeyi tahmin edilenden de büyük
bir felakete sürükleyebilir.

Adnan
Yılmaz (tekstil)

Biz
üç kuşaktır buradayız. 80 yıllık bir müessesedir burası. Ben de 35 seneye yakın
bir süredir Kapalıçarşı'nın havasını soluyorum.
Ekonomik krizlerden herkes kapasitesi oranında etkilendi. Buradaki ticari ilişkileri,
Çarşı'nın altyapısını günün değişen koşullarına uyduramayınca krizlerden etkilenmemiz
de daha kolay oldu. Bizim burada derneğimiz var. Buraya seçilerek gelen insanlar,
Çarşı'nın sorunlarını çözmek için çalışmalılar. Ama maalesef sesimizi yukarıya
çok iyi duyuramadık. İnsanların kafasında Kapalıçarşı'ya hiçbir şey olmaz gibi
bir fikir var. Bizler hep bu yargının arkasına saklanarak yeniliklerden, gelişimlerden
kaçtık. Ve doğal olarak her sorunla karşılaşmamızda yeni bir duvara çarptık.
Kapalıçarşı tarihin derinliklerine itilmeye, unutturulmaya çalışılıyor. Yani
buraya, burada ticaret yapanların dışında hiçkimse sahip çıkmıyor. Bu bir kültür
sorunudur. Bu tarihi güzelliği birilerine bırakacağız... Bunu anlamamız gerekiyor
ülke olarak.
Deprem bizim işlerimizi çok etkilemedi. Kapalıçarşı'nın tarihi kimliği nedeniyle
bu konuda avantajlıydı. Yerliler de yabancılar da, bu Çarşı'nın bundan önceki
büyük depremleri de yıkılmadan sağlam bir şekilde atlattığına inandıkları için,
bu son depremlerden sonra da gelmekte imtina etmediler. Kasım ve Şubat krizlerinin
ilk ortaya çıktığı dönemlerde biz bunu çok hissetmedik. Ama dalgalar büyüdükçe,
bizlere de dokunmaya başladı. İş hacminde büyük bir düşüş oldu. Bizim işlerimizi
asıl etkileyen olay ise Makedonya'daki savaş oldu. Bu savaş nedeniyle eski demir
perde ülkelerinden gelen müşterilerimizden birçoğunu kaybettik.
Bütün bunların ötesinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Dışarıdaki ticarete
baktığımız zaman, en azından bizlerin burada kalmasını sağlayacak kadar yeterli
bir iş hacminin olduğunu kabul etmek gerekir. Türkiye şartlarından biraz daha
iyi bizim durumumuz. Buraya turist gelmesi bizim en büyük avantajımız. 120 milyon
asgari ücret alan yerli müşterinin bize gelip alış veriş yapmasını beklemek
de anlamsız olur.
Türkiye'nin yaşadığı krizi aşması için devlet ve hükümet arasındaki kopukluğun
giderilmesi gerekiyor. Önce bu barış sağlanmalı. Bundan da önemlisi hükümetle
halk arasında bir güven ortamı oluşturulmalı. Yatırım yapılacak insanlara mutlaka
yardım edilmesi gerekiyor. Ama önemle söylüyorum, bunların arasında da iyi niyetlilerinin
seçilmesi gerekir. Ülke kaynaklarını israf etmemek gerekiyor.


Türk ekonomisinin kalbi Kapalıçarşı'da atar, beyni burada
çalışır. Ama ekonomik paketler hazırlanırken kimse Kapalıçarşı'nın fikrini
almaz. Buyrun Kapalıçarşılıların
krize koyduğu teşhis ve çözümlere.



Deprem,
Kasım ve Şubat krizlerinin en büyük etkisi moral açıdan oldu. İnsanlarda yaşama
sevinci kalmadı. Bu da her türlü ticari faaliyeti etkiledi. Son 2-3 senedir
bu durgunluk devam ediyor. Bu krizleri yaşamamızın en önemli nedeni yüksek faizli
borçlanmalarımızdır. Bu, kişiler için de aynı etkiyi yaratıyor, devlet için
de. Türkiye'nin, faizli dış borç sarmalından kurtulması gerekiyor.
Kriz ortamından kurtulmak çok da kolay bir şey değil. Öncelikle giderlerin azaltılması
gerekir; özellikle de faiz giderlerinin. Bana göre Türkiye'nin belini büken
en büyük sorun budur. Borcu dış ülkelerden alıyoruz. Onlar da geri ödeme riskimizin
yüksek olduğunu belirterek faiz oranını arttırıyor. Niyetleri Türkiye ekonomisini
ayakta tutmak olsa böyle yapmazlar. Bunun mücadelesini vermesi gerekir Türkiye'nin.
Türkiye başka ülkelerle işbirliğine gidebilir. Kendi insanlarına yönelik olarak
da; tüm vatandaşlarını bir üretim seferberliğine teşvik edebilir. İhracatı arttırmak
için çalışma yapabilir. Borçların faizlerini düşürebilir ya da geri ödemelerinde
ertelemeye gidebilir. Bunu iç borçlar için de kullanabilir. Devlet elindeki
fazla sayıdaki elemanın sayısını azaltamıyorsa, bunların farklı alanlarda daha
verimli çalışmasını sağlamalıdır. En önemlisi de bunların belli bir plan içinde
ve ödün vermeden yapılmasıdır. İhale sorununu da çözmesi gerekir Türkiye'nin.
Devlet ihaleleri gerçek değerleriyle verilmelidir. Devletin kendi bünyesinde
bir atalet var. Bu kısır döngünün kırılması gerekir. Bunun için de gerçekten
işini iyi bilen, çalışan, gayretli insanların yönetime gelmesi gerekir. Kapalıçarşı'nın
çok özel bir konumu var. Burası bir müze konumunda adeta. İstanbul'a gelen yerli
ya da yabancı herkesin görmek istediği bir yer. Buradaki esnafın kendisini geliştirmesi
gerekir. Mal satışı konusunda yeni teknikleri, çağdaş çalışma ortamlarını hazırlaması
gerekir. Çarşı ekonomisinin durumunu düzeltmek için, çevre düzenlemesinin yapılması
gerekir. Özellikle otopark ve ulaşım sorununun halledilmesi çok önemli. Devletin
bu konuda yapabileceği tek şey, böylesi bir çalışmada organizasyonu üstlenmesi
olabilir.
Kapalıçarşı'da
21 yıldan beri çalışıyorum. Son yaşanan ekonomik krizle, 20 yıllık tüm birikimimi
bir ay içinde kaybettim. Biz hep pasif bir durumda kaldık.
Güçlü bir sivil toplum örgütümüz olmadığı için, sorunlarımızı duyuramıyoruz.
Daha örgütlü davranmamız gerekiyor.
Neden ülke olarak bu noktaya geldik sorusunun yanıtı, yıllarca süren beceriksiz
yönetimler olarak verilebilir. Bu kriz eninde sonunda bir noktada patlayacaktı.
Bunlar 15 yıllık hataların sonucu. Şu an bir koalisyon hükümeti görevde olduğu
için herşey şeffaf bir şekilde yürütülüyor. Bu da gerçeklerin daha net görülmesini
sağlıyor.
Artık piyasayı yanıltacak rakamlar dile getirilemiyor. Bu da gerçeklerin görülmesine
neden oluyor. Artık ülkenin çoktan iflas ettiği görüldü.
Özal döneminde, Merkez Bankası'nda 50 milyar dolarımız var diye açıklama yapılıyordu.
Oysa bu paranın var olup olmadığı hâlâ meçhul. O zamanlar denetleyen bir mekanizma
yoktu.
Şimdi bu yapılıyor: Artık Türkiye'nin tüm hesapları Dünya Bankası, IMF gibi
kuruluşların denetiminde. Eskiden ekonomi bu nedenle güçlü görünüyordu dışarıya
karşı.
Şimdi böyle bir görüntü veremiyoruz. Özal dönemi, iş hacmi açısından en iyi
zamandı. Çünkü Özal sermayeye güven vermişti. Güven ortamının olduğu her yerde
işler, aksamadan yürür.
Bugün hem yerli, hem de yabancı sermaye korkuyor. Özellikle de şu vergi numarası
olayı, bir kenarda para biriktirmiş olan ve yatırım yapmaya hazırlanan herkesi
korkuttu.
Türkiye'yi yönetmek bir ekip işi. Bu on kişilik ekipte, iki kişinin doğru, diğerlerinin
yanlış düşünmesi, işleri yoluna koymaz. Ekonominin doğru yola girmesi için bürokratların
doğru düşünmesi, imza yetkilerini korkmadan kullanması gerekir. Artık ülkenin
bürokratları imza atmaktan korkar hale geldiler.
Bu yolsuzlukların önlenmesi, dürüst çalışanın korunması gerekiyor. Bu yapılmadıkça
Türkiye bir krizden çıkar, bir diğerine girer.
1983
yılından beri Kapalıçarşı'da halıcılık yapıyoruz. Kapalıçarşı'nın kaderi bu
galiba. Her sene işlerimizi çok ciddi şekilde etkileyecek bir gelişme oluyor
dünyada. Şimdi de Amerika'daki terörist saldırı çıktı ortaya. Bu olaya kadar
bu sene içindeki işlerimiz yolunda gidiyordu. Burada ortalama bir dükkanın haftalık
400-500 dolar masrafı vardır. Bugünkü şartlarda bu masrafı zor çıkarır hale
geldik.
1980'li yılların ortalarında Çarşı'da işler son derece yolunda gidiyordu. O
dönemde para kazanamayan yoktur diye düşünüyorum. Herkes ortalama yaşam standartının
üstünde bir hayat sürdürüyordu. Bakın, şu çok önemli: O zamanlar satılan malda
kar oranı çok yüksek tutulmuyordu. Daha sonraki dönemde çeşitli kaygılarda bu
sistem bozuldu. Üç liralık mal 10 liraya satılınca işler etkilendi. ABD'de yaşanan
son olay sonrası birçok rezervasyon iptal edildi ya da ertelendi. Dünyada ya
da Türkiye'de; ne olay olursa olsun turist etkileniyor. Bana göre, ekonomi konusunda
Türkiye'nin can damarı bu Kapalıçarşı. Doların, altının değerinin belirlendiği
yer burası. Eğer burada işler yürümezse bu durum bütün ülkeyi etkileyecektir.
Biz halıcıyız. Ben mal satamazsam, yeni mal alamam. Bu durum, halılarımı aldığım
Anadolu'daki insanı da etkiliyor. Afganistan'da çıkacak bir savaşın bizi çok
etkileyeceğini sanmıyorum. Mesela 1990 yılındaki Körfez Savaşı bizi etkilemişti.
Burada coğrafi yakınlık çok önemli. Hayatımız felç olmuştu o dönemde.
Gözlemlerine göre kamuoyunda Kemal Derviş'e ciddi bir güven yok. Bense Derviş'in
yaptığı çalışmaları çok beğeniyorum. Dünya Bankası'nda ciddi görevlere yükselmiş
birisine güvenmekten başka çaremiz yok. Bana göre Kemal Derviş'in ve Türkiye'nin
zamana ihtiyacı var. Uygulanan ekonomik program ancak önümüzdeki dönemde etkisini
gösterecektir. Bu konuda beklemekten başka çaremiz yok. Bana göre koalisyonun
ortakları bazen Derviş'in çalışmalarını engellemeye çalışıyorlar. Çünkü başarılı
olup, prim toplamasını istemiyorlar. Ekonomik krizle mücadele etmek için beklemekten
başka bir şey yapamayız. Kaynaklarımızı son derece tutumlu kullanmalıyız. Türkiye'nin
turizm politikasını genç ve vizyon sahibi insanların yönlendirmesi gerekiyor.
Ben Erkan Mumcu'yu çok beğeniyordum. Çok başarılı çalışmalar yaptı. Türkiye'nin
imajını düzeltmek için çok çalıştı. Yerine gelen bakanın çok başarılı olacağını
zannetmiyorum.