
Osmanlı
kentlerindeki zanaat ve ticaret loncaları iktisadi yaşamın temel ekseni durumundaydılar.
Kent çarşısının her köşesinde bir lonca oluşmuş, her loncada da aynı mesleğe
mensup esnaf bir araya gelmişti. Kentler büyüdükçe işbölümü ve uzmanlaşma da
derinleşir, lonca sayısı artış gösterirdi. Örneğin Edirne gibi orta büyüklükte
bir kentte 17. yüzyılda deri işleriyle uğraşan loncalar oldukça gelişmişti.
Pabuççular, pasmakçılar (terlikçiler) ve çizmeciler ayrı ayrı loncalarda örgütlenmişlerdi.
Örneğin, ünlü gezgin Evliya Çelebi, 17. yüzyılda İstanbul'da izlediği bir geçit
resmini her zamanki renkli üslubuyla anlatırken, loncaları teker teker saymakta
ve kent nüfusundan 260.000 kişinin sayıları 1.100'ü aşan loncanın üyesi olduğunu
söylemektedir. Ancak, verilen bu sayılar karşısında Evliya Çelebi'nin sözünü
ettiği loncaların bir bölümünü gerçek anlamda birer meslek örgütü olarak değil,
kent nüfusunun devlet tarafından denetimi kolaylaştıran birer araç olarak yorumlamak
daha doğru olacaktır.
Loncalardaki
temel ilişki usta-çırak ilişkisiydi. Genç yaşta işe başlayan çırak, ustalarının
gözetimi ve katı disiplini altında, zanaatın kuşaktan kuşağa aktarılan inceliklerini
öğrenirdi. Bir lonca ustasının yetişdirdiği çırakları kalfalığa terfi ettirmesi,
ancak lonca yönetim kurulunun onayıyla mümkün olurdu. Loncaların en önemli işlevi
olan denetim de ancak yüz yüze ilişkilerle yürütülüyordu. Loncanın temelindeki
bu hiyerarşik ilişki, örgütün her düzeyine yansımıştı. Her meslek dalındaki
ustalar kendi aralarından bir kişiyi lonca kurallarını uygulamak ve devletle
olan ilişkileri yürütmek üzere kethüda seçerlerdi. Eğer bir grup usta bağlı
oldukları loncadan ayrılarak yeni bir lonca kurmak isterlerse, bir kethüda seçerek
yerel yargı işlerinden sorumlu kadıya başvururlardı. Lonca ustalarının bir kethüdayı
yeniden seçmeleri de mümkündü. Ayrıca her loncanın başında, loncanın dinsel
temsilcisi konumunda ve yönetim işleriyle uğraşmayan bir şeyh bulunurdu. Kentteki
bütün kethüdaların üzerinde ise şehir kethüdası yer alırdı. Şehir kethüdası
kentin diğer ileri gelenleriyle birlikte kenti ve kent çalışanlarını devlete
karşı temsil ederdi. Lonca hiyerarşisinde kethüdadan sonra gelen ve loncanın
içişlerini yürüten üyeye yiğitbaşı denirdi. Deneyimli lonca üyeleri arasından
seçilen yiğitbaşı, gerektiğinde kethüdanın görevlerini üstlenirdi. Yiğitbaşı,
loncaya gerekli olan hammaddeleri piyasadan sağlar, bunları ustalara dağıtır,
üretilen malların loncanın kalite standartlarına uygunluğunu denetler ve bu
malları diğer loncalara veya dükkanlara teslim ederdi. Bu tür işlerde yeni ustalar
arasından seçilen ve ehl-i hibre adı verilen bilirkişiler yiğitbaşına yardım
ederlerdi. Daha büyük ve gelişmiş loncalarda ise bu görevliler loncanın fiili
yönetim kurulunu oluştururdu. Kent düzeyindeki lonca hiyerarşisinin en önemli
işlevlerinden biri de devletin loncalardan talep ettiği vergi yükümlülüklerini
loncalar ve lonca ustaları arasında dağıtmak ve daha sonra bu vergileri toplayarak
devlet temsilcilerine teslim etmekti.Esnaf loncalarının kar amacıyla üretimi
ve üyeleri arasındaki rekabeti sınırlayıcı kurallarına rağmen, 16. yüzyıla gelindiğinde
Osmanlı loncalarının bir bölümünün içinde önemli iktisadi ve toplumsal farklılıklar
ortaya çıkmıştı. Doğal olarak bu farklılıklar küçük kentlerde değil, pazar için
üretim olanaklarının en geniş olduğu büyük kentlerde ve özellikle pazarlar için
üretim yapan loncalarda görülmekteydi. İran'dan getirilen hammaddeyi işleyerek
hem imparatorluk içindeki hem de imparatorluk dışındaki uzun mesafe pazarları
için üretim yapan Bursa ipekli dokuma loncaları bu konuda en iyi örneklerden
birini oluşturuyor. 1586 yılında İran Savaşları nedeniyle hammadde sıkıntısının
baş göstermesi üzerine devletin yaptığı bir araştırmaya göre Bursa'daki 483
ipekli dokuma tezgahı 25 usta arasında paylaşılmıştı. Bu ustalar içinde birikimleri
en sınırlı kalanların sahip olduğu tezgah sayısı 1 ile 10 arasında değişiyordu.
Bunun yanı sıra 50-60 tezgah sahibi olan, bu tezgahlarda çalışan çırak ve kalfaların
ücretlerini ödeyebilecek, gerekli hammaddeleri sağlayabilecek olanaklara sahip
lonca ustaları da vardı. Bu zengin ustaların sermayeleri 2500-3000 Venedik altını
olarak hesap edilmekteydi. Bursa'daki kadı sicillerinden 15. ve 16. yüzyıllarda
ipekli dokuma dalındaki pek çok ustasının servetlerinin 1.000 Venedik altınını
aştığı anlaşılmaktadır.
olmadan üretim yapanların sayılarının arttığını biliyoruz. Bunun üzerine, loncalara
bağlı olan ve çıkarları sarsılan ustalar lonca kurallarının çiğnendiği savıyla
merkezi devlete başvurmaya başladılar. Bu durumda merkezi devlet varolan lonca
hiyerarşisinden yana tavır aldı. Loncalar dışındaki üreticilerin loncalara girmeleri
veya üretimi loncalar dışında örgütlemeleri engellendi. Böylece merkezi devlet
loncaların ve lonca ustalarının tekelci konumlarını desteklemiş oluyordu.
Devam edecek...
Osmanlı döneminin zanaat ve ticaret örgütlenmeleri olan
loncalar, yüzyıllar boyunca ekonominin büyük bir kısmını yönlendirdi. Her
ne kadar günümüzde loncalar çoktan unutuldularsa da günümüzün Kapalı Çarşısı
lonca geleneğini şuuraltında taşıyor. Prof. Şevket Pamuk loncaları anlatıyor:

Kapitalizm
öncesi toplumların durağan koşulları içinde loncaları, her şeyden önce üyelerine
istikrar ve güvence sağlayan, bu amaçla da piyasa ve üretim koşullarını düzenlemeye
ve denetlemeye çalışan meslek örgütleri olarak değerlendirmek gerekiyor. Bunun
yanı sıra loncalar üyeleri arasında toplumsal dayanışma sağlamaya da önem verirlerdi.
Loncalar yerel yönetimler üzerindeki siyasal güçleri sayesinde, herhangi bir
üretim veya ticaret dalında kendileri dışında faaliyet gösterilmesinin yasaklanmasını
sağlamış, bir anlamda tekel konumuna yükselmişlerdi.
Loncaların tek iktisadi amacı tekelci konumlarını sürdürmek, üyelerini lonca
dışından gelecek rekabetlere karşı korumak değildi. Loncalar aynı zamanda üyelerini
lonca içi rekabete karşı korumayı da amaçlıyorlardı. Lonca üyeleri arasında
ortaya çıkabilecek farklılaşmanın önlenmesi ancak daha girişimci, kar ve birikim
eğilimi güçlü üyelerin engellenmesiyle mümkün olabilirdi. Her üyenin loncanın
toplam iş hacmi içindeki payını sabit tutabilmek amacıyla loncalar, hammaddelerin
sağlanması ve üyeler arasında dağıtımından üretim koşullarına, çalışma saatlerinden
çalışacak üye sayısına, ücret düzeylerinden üretilen metaların niteliğine ve
satış fiyatlarına kadar pek çok konuda ayrıntılı kurallar geliştirmişlerdi.
Ortaçağ Avrupası kentlerinin iktisadi yaşamında loncaların çok önemli bir yeri
vardı. Kent yönetimleri veya kent devletleri, hem üretime ve ticarete olan katkıları,
hem ödedikleri vergiler, hem de sağladıkları siyasal destek nedeniyle loncaların
varlıklarını sürdürmelerinden yanaydılar. Yerel yönetimler, loncaları ve onların
tekelci konumlarını güçleri yettiği ölçüde desteklemişler, loncaların koydukları
kural ve sınırlamaları yaşatmaya ve loncaların dışında ortaya çıkabilecek üretim
faaliyetlerini engellemeye çalışmışlardır.
Loncaların gelişmesi, yaygınlaşması ve çeşitlenmesi meta üretiminin yaygınlaşmasında,
kentlerdeki üretim faaliyetlerinin, iş bölümünün, teknolojinin ve daha genel
olarak üretici güçlerin gelişmesinde belirli bir aşamayı yansıtmaktaydı. Ancak
yüzyıllar geçtikçe, kapitalizm öncesinin durağan koşullarında biçimlenen ve
rekabeti sınırlamaya çalışan bu tekelci yapıların, üretici güçlerin daha da
fazla gelişmesini engellediği ortaya çıktı. Bu nedenle, Batı Avrupa'daki feodalizmden
kapitalizme geçiş süreci, ancak loncaların siyasal ve iktisadi güçlerinin sınırlandığı,
loncaların devre dışı bırakılabildiği yerlerde ilerleme göstermiştir.

Uzun
mesafe pazarlarıyla kentli nüfusunun yanı sıra loncalar için kar ve birikim
olanakları yaratan bir diğer unsur da saray ve özellikle orduyla donanmadan
gelen talepti. Selanik'teki yünlü dokuma üretim dalı bu konudaki önemli örneklerden
birini oluşturuyor. 15. yüzyıl sonlarında İspanya'daki Engizisyon'dan kaçan
Sefardik Musevileri, Selanik'te yerleşerek bu üretim dalını canlandırmışlardı.
Üretilen çuha yerel talebi karşıladığı gibi, Balkanlar'a ve hatta Tuna'nın kuzeyindeki
alanlara ihraç edilmekteydi. Ancak üretimin en büyük bölümü Yeniçeri ordusu
için İstanbul'a gönderilmekteydi.
15. ve 16. yüzyıllarda Selanik ve Bursa gibi uzak pazarlar için üretim yapan,
kar ve birikim olanaklarının hızla genişlediği bir kentte bir yanda loncalara
bağlı olarak çalışan, loncaların sınırlı sınırlayıcı kurallarını kabullenen
ustalar ile öte yanda loncalara girmek isteyen veya lonca üyesi olduğu halde,
loncalar dışına çıkarak daha fazla üretim yapmak, daha fazla kar etmek isteyen
sermayedarlar arasında sürtüşmelerin çıkması kaçınılmazdı. Nitekim Bursa'daki
ipekli dokuma pazarı genişledikçe, büyüyen pastadan pay kapmaya çalışan yeni
üreticilerin, loncaların izni