Şarkıda, yorumcu, "Nargilemin marpucu gümüştendir gümüşten..." diyor ama, nargile marpuççusu, İhsan Üçyıldız ustaya göre çok büyük hata yapıyor. Çünkü marpuç asla ve asla gümüşten olmazmış. İyi bir marpuç, iyi bir deriden olabilirmiş ancak... marpuççu İhsan ustanın hikayesi çok eskilere dayanıyor. Kapalıçarşı'nın en eskilerinden ve yaşı 70'e dayanmış olan İhsan Üçyıldız'ın anlattıklarına bakarsak, Osmanlı'ya kadar gidiyoruz...
Füsun Saka
   

 

 
"Sabah 10:00'da buradayım akşam 18:00 gibi gidiyorum. Gücümün yettiği kadar çalışacağım." Böyle söylüyor marpuççu İhsan Usta. Artık 70 yaşında ama anılarınıngölgesinde, Kapalıçarşı'nın küçük bir dükkanında tüm gün çalışıyor.
main
index
"Bu marpuççuluk kızım, bize İran'dan geçme. Herkes Araplar'dan sanır ama Pers'lerden, Araplar'a sonra da bize geçmiş. Sonra, Araplar'dan da Osmanlı'ya yönelmiş ve burada yaygınlaşmış, hatta saraya kadar girmiş" diyor İhsan Usta. Çünkü o zamanlar, tütün olmadığından enfiye çekermiş Osmanlı. 4'üncü Murat tütünü yasakladığından, insanlar ancak enfiye çekebilirmiş.
Bunun nedenini artık herkes bilse bile İhsan Usta bu öyküyü çok seviyor olacak ki anlatıyor: "4'üncü Murat bacaları koklarmış ve tütün kokusu gelen bacadaki evin sakinlerinin kafasını vurdururmuş."
Hikayesi bir yana, 4'üncü Murat 27 yaşında öldükten ve tütün piyasaya çıktıktan sonra İran'dan tömbeki giriyor Osmanlı'ya. Nihayet nargilecilik başlıyor. Türkler ehlikeyif oldukları için çok seviyorlar nargileyi.
Netice olarak, nargile ve marpuç sanatı Osmanlı'da öylesine gelişiyor ki, Suriye, Arabistan bizden alır hale geliyor marpucu.
Peki ama Osmanlı'dan bu yana "keyif" denilince akla gelen nargile ve onun marpucu ne anlama geliyor. Nasıl birşeydir bu marpuç?
Marpuç, deriden oluşan bir hortum aslında. Marpuç ağızlık değildir, hortumun ağızlık kısmından ayrılan borunun adıdır. İhsan Usta, "Herkes ağızlık sanıyor ama değil, deri kısmı marpuç" diyor. Nargile içilirken üçüncü filtre görevini yapan marpuç, tütünün zehirini alan unsurlardan biri sadece. Bir marpucun, 6 ay kullanıldıktan sonra atılması gerekiyor. İhsan usta, marpucu farklı malzemelerden yapmayı deneyenlerin başarılı olamadıklarını söylüyor. Belki de 100 yıldır birçok yöntem denenmiş marpuç yapımında. Lastik hortum yapılmış olmamış, kağıt yapılmış olmamış. İhsan Üçyıldız, "Lastikle kösele bir mi? Kösele hava alıyor. Hortum deri olunca daha iyi filtre ediyor" diyor.
Marpucu, devamlı olarak kullanırsanız 6 ayda boruda katran birikiyor. Esasında üç ay içildikten sonra atılması lazım. Ama genelde 6 ay kullanılıyor.
Arabistan, Osmanlı sınırlarına dahilken çok satılıyormuş marpuç. Bu nedenle Kapalıçarşı'nın aşağı noktalarında 40 marpuççu dükkanı varmış eskiden. İhsan Usta, "Benim babamın babası, yani dedem, 40 marpuççunun ustabaşısıymış. Adı Çilli Mustafa'ymış. Çiçek Pazarı'nın da tulumbacı reisiymiş. Abdülhamit zamanında Zülküf diye bir adamla ortak olarak marpuççuluk şirketi kurmuşlar. O zamanlar, Arabistan'a nargile ihraç edilirmiş. Sonra harp çıkmış ve marpuç kalfaları Çanakkale'de şehit düşmüş, dolayısıyla dükkanlar kapanmış.
Eeeeeee, nargile keyif işi olduğu için kimse iş yapamamış. O yıllarda babam kunduracı olmuş. Babam Rum ustaların yanına kalfa olarak girmiş. Ben, babamı kunduracı olarak tanıdım. Babam ayakkabı doktoruydu. Sakat ayağa göre ayakkabı yapardı.
"Deriden çok iyi anlardı. Cahit Irgatlar falan babama ayakkabı yaptırırdı. 'Mazlum usta' derlerdi babamı deri fabrikasına götürür ve deri seçtirirlerdi. Bir zamanlar babamın marpuççu olduğu söylenirdi ama bilmezdim ben ne
olduğunu. Babamın yaptığı bir ayakkabı ile bir hafta geçinirdik çok iyi para kazanırdı. Birgün dükkanın önünde otururken, adamın birinin on tane eski marpucu omzuna atmış dolaştığını gördük. 'Bunu tamir eden bir yer var mı?' diye sordu. Babam da 'bir ben bakayım' dedi. Aldı baktı yanına koydu 'ben yaparım bir hafta sonra gel' dedi. 48 senesiydi ve marpuççuluğa tekrar öyle başladı.
"Tekrar başladık marpuççuluğa, babam takım kurdu. Hem ayakkabı hem marpuç yapıyorduk. İnsanlar ikisini birden ısmarlıyordu. O zaman Suriye sınırı kapalıydı. İnönü kapamıştı ve güney illeri hep bizden alırdı marpucu.
"Emirgan'ı, Emirgan yapan babamdır. 50 tane marpuç için 2 kamyonu, iki gün beklettiklerini bilirim çünkü babamın marpucunu isterlerdi. Benim babamın marpucunu almak için sıraya girerlerdi. Bu yüzden biraz yalancı oldu. Yapamayacağı halde söz verirdi, kızardım ona.
"Babam öldükten sonra dükkan satıldı. Ama ben babamın ardından burada küçük bir dükkan açtım ve kalfalar aldım ama paraya tamah ediyorlar. Şimdi ayrılıp kendi işlerini kurdular ve milyarder oldular.
"Oysa, yalnız boru yapmak, mesele değil. Neresine hangi deri konur, hangi deriden yapılır bilmek lazım. Kahveci marpucu yapamıyorlar çünkü deriden anlamıyorlar. Kağıt gibi deriler kullanıyorlar. Sanatı öğrendiklerini sanıyorlar. Deriyi traş etmek önemli.
"Neyse uzatmayalım, 4 senedir yapmıyordum bu işi ama şimdiki ortağım beni aradı. Tekrar başladım marpuççuluğa. Burada çalışıyoruz. Marpucun bir tanesini 10-12 milyona satıyoruz. Marpucun boyu koyuna göre belirleniyor. Marpuç kalıplanıyor, içine tel sarılıyor. Kalıp çıkarmak önemli. Bozmamak lazım. Bunu herkes yapamıyor ve defolu olabiliyor. Denizden balığı çıkartırken sorunlu olmaması gerekir ya, aynen öyle yapmak lazım. Bu üründen yarı yarıya kazanıyoruz. Bunu Kapalıçarşı'da satan esnaf kazanıyor asıl. Ama ben ucuza kaliteli yaptığım için artık turistler de beni tanıyor ve iyi ürün sattığımı biliyorlar. Türkiye'de işçiliğe para verilmiyor ama anlayan anlıyor. İyi marpuçlar ürettiğimiz halde ucuz ürünlerle rekabet ediyoruz."