yaşındaymış.
Onun deniz aşkının mekanı ve kaynağı, İstanbul, özellikle de Yeşilköy. Genç
yaşta dalmaya başlamış, hâlâ dalıyor. Eskiden balık vururmuş, artık vurmuyor.
"Öyle azaldı ki," diyor, "kıyamıyorum. Artık vurmak yok, sadece
seyrediyorum." En çok, küçücük, rengarenk balıkları seyretmeyi severmiş.
Eskiden ibadullahmış, şimdi ara ki bulasın. Ama Saroz Körfezi, bugün de eski
zenginliğinin bir miktarına sahip. En çok orada dalmayı seviyor. Teknesi eskiyince
satmış, olsun. Arkadaş tekneleriyle gidiyorlar. "Saroz," diyor, "Ege
balıklarının yumurtalama yeri." Yumurtlayan balıklar, en azından Rıza Bey'den
yana gönüllerini ferah tutabilir. Dedik ya, artık onları vurmuyor. Ama rakısının
yanında şöyle nefis bir mırmır balığı yemeye bir itirazı yok.

Bilenler bilir: Antika'nın gerçek merkezi
Kapalıçarşı'dır. Çarşı'nın antikada üstünlüğü sadece malın kalitesinde değil,
satıcısının bilgi ve bilincinde de saklıdır. Antika üstadı Yurdanur Öndersoy
bu sayımızdan itibaren size antikayı anlatacak. İlk sayımızın konusu Bindallılar
Toplumumuzun
her kesiminde, kadın erkek, genç yaşlı, pek çok kişi "sanat" adını
verdiğimiz, güzel, estetik ve kişiye haz veren birşeyler üretme olgusuna meraklıdır.
İnsanlığın başlangıcından günümüze, milyonlarca kişi, olanakları, beceri ve
yetenekleri ölçüsünde, yaratıcılıklarını kullanarak, ?iirden, türküden, resme,
heykele, bir mimari yapıdan, halıya kilime kadar... "sanat eseri"
adını verdiğimiz varlıklar meydana getirmişlerdir. Geleneksel pek çok sanat
dalı, teknolojinin ilerlemesi, buna bağlı olarak yaşam

biçimlerinin
değişmesi gibi nedenlerle ya yok olmuştur ya da yok olmak üzeredir. Bindallı
adını verdiğimiz işlemeli özel kumaş sanatı bunlardan biridir.
Önce Bindallı'nın tam bir tanımını yapalım. Kadife ya da atlas kumaş üstüne,
sırma, kılaptan ya da sim ile, serpme dal, yaprak, çiçek motifleri işleyerek
elde edilen işlemeli kumaşlara bindallı adı verilir. Bunlar için genellikle,
koyu kırmızı, mor, lacivert ve benzeri koyu renkli kumaşlar seçilir. Gelinlik,
önemli günlerde giyilen özel kıyafetler ve örtü yapımında kullanılan bindallının
kültürümüzde önemli bir yeri vardır. Bu ad, günümüzde kumaşın kendinden çok,
kıyafetin adı olarak bilinmektedir.
Bindallı, kartondan hazırlanan motiflerin, kadife, çuha, atlas, keçe, arakiye
kumaşlarının üstüne aplike yöntemiyle, altın, gümüş, sim (ipek ipliğin üstü
gümüş ince tel sarılmış şekli) veya altın, gümüş kaplamalı bakır tellerin kartonun
üzerinden iğne ile sarma usulü ile geçirilmesi yoluyla yapılır. Bu tür kumaşlara,
yaygın olarak kullanıldığı yerler olan gelin elbiseleri, gelin yatağı veya sünnet
yataklarının, yorgan, yastık takımlarının üzerine yapılan çiçek ve dallı motiflerin,
elbisenin veya yatak takımının tümünü kaplamasıyla meydana gelen güzel ve zengin
görümünden ötürü bindallı adı verilmiştir. Bindallı'ya bazı yörelerde Maraş
işi, sırma veya sim işi de denilir.
Bindallı sanatı'nın geçmişi 14.-15.yüzyıllara kadar gitmektedir. Ancak, o devirde
elle dokunmakta olan kadife ve atlas kumaşların yapılışları ve kullanılan tel
ile teknik tümüyle farklıdır.
17.ve 18. yüzyıllarda genellikle Bursa ve yöresinde Bindallı tekniğI ile yapılmış,
dünyada eşine rastlanmayacak güzellikte eserlere rastlamaktayız. Bu eserlerde,
karton yerine ipek ibrişim kullanılmış ve kalın gümüş telle kabarık motiflerle
şekillendirilmiştir. 1800'lü yıllardan sonra Bursa, Kütahya, Kahramanmaraş,
Erzurum, Edirne (Rumeli) ve İstanbul Bindallısı olarak adlandırılan farklı örnekler
görmekteyiz.
Şimdi
de ayrılmak istemediği bir başka şey var dükkanda. Avlunun ortasındayken sesini
duyup büyülenmiştik. Bir Rus gemisinden alınma bir gemi çanı. Sarı, pırıl pırıl,
kocaman bir çan. İnsanı rüyalar diyarına, Xanadu hayallerine çeken bir sesi
var. Dükkandaki çanların en büyüğü, en güzeli, sesi en derinlerden geleni. Esas
maddesi bronzmuş ama alaşımına nelerin dahil olduğunu tam olarak saptayamamışlar.
Anlaşılan ona o semavi sesi, alaşımdaki meçhul maddelerin bileşimi sağlıyor.
Rıza Bey, gülerek, "400 dolar verdiler, vermedim," diyor. Olsun, elbette
meraklı ve emin bir müşteri çıkar, o çana karada bir başka yuva sağlar. Hatırı
kırılmayacak kadar eski bir müşteri. Çoğuyla aralarında karşılıklı itimada ve
ortak deniz aşkına dayanan bir dostluk oluşmuş.
Memleket, Giresun. Deniz aşkı oradan kaynaklanıyor diye düşünmeyin hemen, çünkü
ailesiyle İstanbul'a geldiğinde bir