Kapalıçaşı'nın kimliğini yitirdiğine dair
yaygın bir kanaat var. Bunu sadece Kapalıçaşı'yı tanıyan müşteriler değil,
çarsının eski esnafı da söylüyor. Ama hızla değişen dünyamızda Kapalıçaşı'nın da değişmesini yadırgamak haksızlık değil mi?

main
index
Bir an için değiştiğini var sayalım. Siz, yani Kapalıçaşı'yla yeni tanışanlar; bugünkü Kapalıçaşı'yı nasıl bilirsiniz? Tarihi sütunlar, kemerler arasında gezinirken dünyanın en eski çaşılarından birinde yürüdüğünüzü hatırlamanız için hala birçok şey bulunmaz mı Kapalıçaşı'da? Yani tarih diye bilmez misiniz?. Ya da rengarenk kumaşları, halıları, deri giysileri, gümüş, altın takıları, her tür antikası, labirent gibi sokakları, müşteri kapmak için yarışan satıcıları, sürprizlerle dolu hanları, ve insanı çıldırtan cazibesiyle bilir, tanımaz mısınız? Kapalıçaşı'ya günümüzde bir defa gitmiş olanların bile ortak kanısıdır bunlar; burada bambaşka bir dünyanın kapıları aralanır, hiç bilinmedik duygular, renkler, şekiller ve seslerle tanışılır.
Kapalıçaşı'nın geçmişine ait fazla fotoğraf bulunmaz nedense. Evvelki yüzyıla ait görüntülerin çoğu kısıtlı sayıdaki gravürlerdir. Yine her nedense Kapalıçaşı'nın geçmiş yaşamıyla ilgili fazla yazı da bulunmaz. Kısacası, geçmişiyle bugününün kaşılaştırmak için yeterli malzeme bulunmuyor gibidir. Ama gerçek olan o ki, tüm değişmişliğine rağmen evvelki yüzyılda Kapalıçaşı'ya gelen yabancı gezginlerin ifadeleri sizin bugün düşünüp hissettiklerinden fazla farklıdeğil. Yüzyılların gizemi, yüzyılların parıltısı, yüzyılların

zenginliği yüzyılların şaşırtıcılığı, değişik biçimlerde de olsa günümüzde de sürüp gidiyor.
Şimdi diyebilirsiniz ki Kapalıçaşı'da nefes alıp veren kavaflar, yorgancılar, marpuççular gibi birçok zanaat yok oldu gitti. Yanılıyorsunuz. Siz parlak ışıklar arasındaki caddelerinde dolaşıp alışverişin ve tarihin keyfini sürerken, Kapalıçaşı'nın göremediğiniz arka odalarında, yani kirli, paslı, tozlu ama bir o kadar da keyifli atölyelerinde, Caşı'da gördüğünüz parlak ışıklı vitrinlere konulmak üzere harıl harıl el emeği göz nuru mallar üretiliyor. Gelin, Çaşı'yı hep beraber bu gözle bir kez daha dolaşalım.Kapalıçaşı'nın ihtişamını, yüzyıllar boyunca mücevherleri, altını, halısı nadide eşyaları ve pahalı kumaşları oluşturmuş. Aynı öğelere günümüzde de rastlıyorsunuz: Kapalıçaşı bugün de altının ve kuyumculuğun merkezi; bugün de dünya halı ticaretinin göz bebeği; bugün de gerçek antikanın yatağı; pahalı ve rengarenk ipek, lahur kumaşları bugün yok ama yerlerinde janjanlı, yanar döner, akla gelmeyen her renkte kumaşlarıyla bugün de gözleri okşamaya devam ediyor. Kapalıçaşı'nın bozulmazlığına, değişime kaşı direnirken turizme ayak uydurabilmesinin en büyük göstergesi ise plastik ve elektroniğe geçit vermemiş olması. Kapalıçaşı'da halı yine halı, mücevher yine mücevher, antika yine antika.
Düşünülenin aksine geçmişe saygının çok önemli bir örneği yaşanıyor Kapalıçaşı'da: Antika eşyaların tıpkı yapımları. Çaşı'nın dükkanlarında bir çok kaliteli antika eşya görebiliyorsunuz. Eğer dükkan sahibi size söylemese gerçek antika olduğuna inanabilirsiniz. Ama dükkan sahipleri asla bu konuda yalan söylemiyorlar. Bildiğiniz sokaklarda günümüzde durum böyle işte. Şimdi gelin biraz sokakların ardına, hanlar ve hanların ardına geçelim:
Kapalıçaşı'da kimi harap, kimi yarı kullanılan birçok han bulunuyor. Kapalıçaşı'nın bilinmeyen yüzünü de bu hanlar oluşturuyor zaten. Bu hanların içinde en canlılarından biri de Cebeci Han. Orijinal yapısından çok az bir kısmı kalan Cebeci Han, bu haline rağmen Çaşı'nın esnaf yaşamını en iyi yansıtan mekanlardan biri. İlk bakışta asmalı, çardaklı, kahveli, tuvaletli serin ve basit bir avluyu andıran bu han dikkat ve sabırla dolaştığınızda inanılmaz bir Kapalıçaşı kesiti sergiliyor. Birinci kattaki sahanlıklarda ve bu sahanlıkların ardında yer alan oda ve odacıklarda, Çaşı'da satılan, kuyum ürünler dışında her tür malın üretimi ve satışı sürüyor. Bir köşede seyyar berber bir esnafın sakalını ustura ile alırken, arka odalardan birinde marpuç imal ediliyor; bir diğerinde ise nargile. Çukur Han'a geçerseniz, kapalı kapılar ardında ince ince ve elde gümüş eşya üretimini yine ufacık odalarda izleyebilirsiniz. Bir diğer handa öldü denilen yorgancılığa, bir başka avluda ise nesli tükendiği sanılan gramafonların tıpkı yapımının en güzel örneklerine rastlayabilirsiniz; mağaraya benzeyen ve kapıdan başka cephesi olmayan bir köşede ise biblo kalıbı hazırlayan işine hasta derecede aşık bir adama.
Kapalıçaşı denilince hiç kuşku yok ki hemen herkesin aklına gelen şeylerin başında altın bulunuyor: Bilezikler, kolyeler, yüzükler, küpeler, binbir çeşit takı. Gerçekten de Kapalıçaşı'da birçok ürün bulunmasına rağmen kuyumcuların o parlak ışıklı rafları son derece çekici. Kuyumcular, daha çok nişanlanacak, yeni evlenecek çiftlerin ve onlara takı alacak ailelerin kendilerine geldiğini söylüyorlar.
Peki ya o parlak bilezikleri, çekici yüzükleri karanlık odalarda kaynak ışıkları altında üreten işçiler ne düşünüyor altın hakkında. Bedesten'in hemen arkasında bulunan küçücük mekanlarda üretilen altın takılar sanıldığı kadar kolay üretilmiyor. Günün her saati oldukça sıcak mekanlarda -çünkü altını eriten ateş sürekli yanıyor- çalışan işçiler, eski altınları eritip onlara yeniden şekil veriyorlar.
Kapalıçaşı'nın eski halini yitirdiğini savunanların en büyük dayanaklarından biri, Sandal Bedesteni'nin günümüzdeki hali olsa gerek. Burada yapılan ve bir zamanlar çok insanın hayal alemini zenginleştiren halı müzayedelerinin artık yerinde yeller bile esmiyor. Kapalıçaşı'nın en önemli mimari öğlerinden olan bu mekan döküntünün satıldığı bir yer görünümünde. Ancak bina sapasağlam; yani ufak bir müdaheleyle müzayedeler yeniden yaşama geçirilebilir.
Sandal Bedesteni'ni gösterip Kapalıçaşı'nın tükendiğini söyleyenlere ise Cevahir Bedesteni cevaplarını veriyor. Geçmişin ihtişamı, her tür antikayla burada yaşamını sürdürüyor. Gerçek antika alıcısı iseniz, vitrinler sizi aldatmasın: Daracık dükkanlarda fazla mal bulundurulamadığı için aradığınızı vitrinde bulamazsanız içeriye girin ve sorun; büyük olasılıkla eliniz boş dönmezsiniz.

Kapalıçaşı'nın yeni rengi ise Özbekistan ve Türkmenistan'dan gelen göçmenler. Bu göçmenler, yaklaşık 10 senedir Çaşı'nın hanlarınn üst katlarında çaşı esnafına toptan eşya pazarlıyorlar. El halıları, gümüş takılar, başlıklar, kumaşlar son dönemin en rağbet gören ürünleri arasında. Bu ülkelerden gelen ve Kapalıçaşı'yı mesken tutmuş olan satıcılar hallerinden memnun görünüyorlar. Hatta kimi zaman çaşının eski esnaflarının kendilerine kızmalarına bile aldırmadan ekmek parası kazandıklarını ve yapacak başka şeyleri olmadığını belirtiyorlar. Genellikle Zeytinburnu semtinde oturan bu esnaflar güleryüzlüler ve müşteriye mal satmak için her yolu deniyorlar.
İşte böyle; kimileri istediği kadar aksini savunsun, Kapalıçaşı değişmedi ve değişmeyecek gibi görünüyor. Kapalıçaşı yine gizem demek, bilinmeyen demek, sürpriz demek, zenginlik demek, zenaat demek, emek demek, göz nuru demek, esnaf demek, gelenek demek, Osmanlı demek, Türkiye demek.