İtiştir, kakıştır; sakindir sessizdir. Huzur verir, heyecanlandırır.
Kimini ürkütür, kimini kendine aşık eder. Kapalıçarşı'ya yabancıların gözüyle
bakmaya bu sayımızda İranlı koca ve Amerikalı eşinden oluşan Khosrowshahi
çiftiyle başlıyoruz.



Her
İstanbullu'nun kafasında kendine göre bir Kapalıçarşı imajı vardır. Bu imaj,
kişiden kişiye değişir. Böyle olması da gayet doğaldır zaten çünkü Kapalıçarşı
çok boyutlu bir yerdir ve herkesin Kapalıçarşı'yı tüm boyutlarıyla algılaması
beklenemez; kimi İstanbullu için altın merkezi, kimi için sünnet elbisesi, kimi
için alyans, kimi için halı, kimi için, antika, kimi için gizem, kimi için de
bilinmeyen, kapalı bir kutudur.
Kimine göre ise turist Kapalıçarşı'nın velii nimetidir. Ancak bu Çarşı'da yer
alan dükkanların bir kısmı için doğrudur. Kimi dükkanlar sabahtan akşama her
milletten turistin yolunu kollar; çoğu zaman gelen grubun ya da kişinin hangi
milletten olduğunu uzaktan ve bir bakışta anlar; seri hareketlerle dükkanına
yanaşması sağlamaya çalışır. Kimi turistin bu cansiperane gayret karşısında
şaşkınlığa, bazen dehşete kapıldığını derhal anlar, kiminin ise satıcının sözlerinin
cazibesine kapıldığını görebilirsiniz; kimi ise duymuştur uğrayacağı taarruzu,
tedbirini almıştır, umursamaz. Tablonun bir de öbür yüzü var: Bu muameleye maruz
kalan turist ya da eski tabiriyle ecnebiler ne düşünmektedir Kapalıçarşı ve
esnafı hakkında?
İran asıllı Bijan Khosrowshahi bir Amerikan şirketinin İstanbul'daki bürosunun
yönetim kurulunun başkan vekili. Amerikalı eşi Delia M. Khosrowshahi ile 4 yıldan
beri İstanbul'da yaşıyor. Gide gele her ikisi de Kapalıçarşı "uzmanı"
olmuşlar. Çiftle İç Cebeci Han'da görüştük.
Bijan Bey'in İranlı olduğunu yukarıda belirtmiştik. Çocukluğunda dedesinin şamdan
sattığı Tebriz kapalıçarşısına sık sık gidermiş. "Çocukluktan kalma bir
çarşı kültürüm var. Buraya her geldiğimde çocukluğumda duyduğum kokular, sesler
canlanıyor kafamda. Kapalıçarşı Türkiye'ye özgü birşey değil, şark işi. ?ark
dediğim zaman Arabistan'ın suklarını kast etmiyorum. Daha ziyade Türkiye ve
İran'a mahsus bir olay. Ama Kapalıçarşı'nın kendine özgü bir kişiliği var."
Çift, Türkiye'ye ilk kez 1997 yılının Mayıs ayında gelmiş. Yanlışlık olmuş,
Kapalıçarşı yerine Mısır Çarşısı'na gitmişler. Bunca adını duydukları yerin
niye bu kadar küçük olduğunu anlayamamışlar.
Aynı
yılın sonbaharında geldiklerinde bu kez doğru yeri bulmuşlar ama çığırtkanlıklardan
dolayı çekingen davranıp alış veriş yapmamışlar. Aynı yılın Kasım ayında, soğuk
ve yağmurlu bir günde Feti isimli bir halıcıyla karşılaşınca Çarşı'ya ısınıvermişler.
Çift, Kapalıçarşı'da bazı satıcıların uyguladığı satış yöntemlerini son derece
itici buluyor. Delia Hanım bu durumu şöyle anlatıyor: "Burası sadece içinden
geçip gidilecek, bir iki hediyelik eşya alınacak bir yer değil. Turistlerin
burayı hissetmesi, algılaması gerek. Oysa bir kısım satıcı bir kerelik alış
veriş peşinden koşuyor. Bu tür davranışlar rahatça dolaşmayı engelliyor. Turist
zannediyor ki bu yaklaşım Türklere mahsus. Ama işin doğrusu bu değil ki."
Çift, Çarşı'ya gider gele tüm önyargılardan sıyrılmış. Delia Hanım
gülerek
bir arkadaşından duyduğu çığırtkan karşıtı önlemi anlatıyor: "Bir arkadaşım
anlatmıştı. Eğer taciz edilmek istemiyorsanız kalabalıkça bir yerde durup, cep
telefonunuzla konuşur gibi yapmanız gerekiyormuş. Telefonda, sanki karşınızdakini
dinliyormuş gibi arada bir sadece evet demeniz yeterliymiş. Böylece etraf sizi
ya Türk, ya da Türkçe bilen bir yabancı sanıp yanaşmaktan vaz geçiyormuş."
Hep beraber gülüşüyoruz.
Bijan Bey Kapalıçarşı'nın yerleşim anlayışının batılı alış veriş merkezleriyle
çok farklı olduğunu anlatıyor: "Bu yerlerde bir konu üzerine uzmanlaşmış
dükkanların bir sokak boyu sıralandığına rastlayamazsınız. Yani kuyumcuları
bir arada, halıcıları bir arada bulamazsınız. Ama Kapalıçarşı'daki bu sistem
tüketiciye avantaj sağlıyor. İkinci katın olmaması, herşeyin düz ayak bulunması
da bir ikinci avantaj. Altında dolaştığınız kemer ve kubbeler ise insana huzur
veriyor. Ayrıca dikkatli dolaşırsanız çok güzel yemek mekanları da bulabilirsiniz."
Khosrowshahi çifti Cebeci Han'a gelirken eski taklidi yeni, iri boy bir şamdana
rastlamışlar. Hoşlarına giden şamdanın fiyatını sormuşlar; 350 dolar denmiş.
Fiyatı makul bulmuşlarsa da -artık Kapalıçarşı'da yol yordam biliyorlar ya-
almamışlar. Cebeci Han'daki arkadaşlarına anlattılar; o da hemen gitti, bir
başka yerden 250 dolara aldı getirdi. Çift tecrübeleri sayesinde 100 dolar kazanmıştı.
Delia Hanım'ın en önemli anısı ise Çarşı'da iftar saatleri. "İlk kez gördüğümde
gözlerime inanamamıştım. Bilmediğim için Ramazan'ı hep bir ibadet vakti olarak
görmüştüm. Oysa iftar vakti burası bir alem oluyor. Esnafın o iftara telaşlı
telaşlı hazırlanışı, sonra hep birlikte yemek yeyişleri, ve sonraki keyifleri;
inanılmaz derecede güzel bir olay.
"Ama" diyor Bijan Bey, "elma çayının tadı bambaşka, dünyanın
hiçbir yerinde böyle bir çay yok. Tanıdığımız yabancıların da en çok konu ettiği
Kapalıçarşı'nın her yerinde ikram edilen bu elma çayı. Kapalıçarşı'nın zaten
herşeyi kendine özgü."
Çift bir kaç aya kadar İstanbul'dan ayrılacaklarını söylüyor. "Kapalıçarşı'yı
çok özleyeceğiz" diyor Delia Hanım. Bijan Bey de başıyla onaylıyor. "Ama
mutlaka, sırf Kapalıçarşı için de olsa geri döneceğiz" diyorlar birlikte.