Kapalıçarşı... Bizim ailenin çocukluğumdaki, dünyaya açılan pencerelerinden
biri... Kapalıçarşı'ya gidiş, bir çeşit uyanış.Ailenin ve yakın tanıdıklarının
her yaşta hanımlardan kurduğu mangalarla, cümbür cemaat çarşıya gidişleri....Yanlarına,
zorla benide alışları ... Saatlarca ve saatlarca oradan oraya giderek, yorgunluktan
kahroluşum.
Sonunda bir ödül olduğunu bilmesem, kaçacağım ama, ondan da vazgeçemiyorum.Çukur
Muhallebici'de, kaymaklı ekmek kadayıfı....Kenarındaki ağdalaşmış şekeri çiğnemeye,doyum
olmazdı. O da bitmezdi kolay kolay ya!


Kapalıçarşı
İstanbul'da, Osmanlı döneminin ilk yıllarından birisi...Birinci kademesi, iki
bedesten taş binası: Cevahir ve Sandal Bedestenleri... Fetihten hemen sonra
(1453), inşasına başlanmış. Amaç, camiye çevrilen Ayasofya'ya gelir sağlamak.
Bu iki bina yapılır yapılmaz da, çevresine çektiği kalabalık, büyümesi durdurulamaz
bir çarşı nüvesi oluşturuyor.
Günümüzde 300 bin metrekare büyüklüğe kadar ulaşan çarşı o zaman, daha üçte
biri kadarmış ama, İmparatorluk büyüdükçe, İstanbul payitaht olarak geliştikçe,
Kapalıçarşı'nın büyümesi de, doğal olmuş.
İki bedesten binası çevresindeki çarşı, önceleri derme-çatma ahşap malzemeyle
yapılırken, sonra kagir duvarlarla inşa edilir olmuş. Ancak, çatıların ahşap
oluşu, yangın belalarından kurtuluşu garantiye alamamış.
Kapalıçarşı günümüze kadar, düzine hesabı yangın geçiriyor. 1546, 1618, 1652
yangınlarından sonraki büyük bela, 1660 yılında. 1695 ve 1701 ise yine yangın
yılları. Yangınlardan güya ders alınıyor. Ahşap çatılar yerine, kagir tonozlar
inşa ediliyor ama, yangınlar yine önlenemiyor.1750 yangını, o zamana kadar bilinmeyen
bir felaketi daha çağırıyor.Yangından sonra Yeniçeri'ler yağmaya girişiyorlar.
Üçüncü felafet kaynağı ise, depremler. Kuruluştan sonra geçirildiği bilinen
12 depremin en etkilisi, 1894 depremi. Bu sarsıntı, kagir kubbelerin de önemli
bir bölümünü, yerle bir ediyor.
II. Abdülhamit (1839-1861) döneminde duvarların çelik putrellerle takviyesi,
gerçekte hiçbir inşai güvenlik yararı olmayan bir müdahale oluyor. Ancak bu
iş, çarşı dükkanlarında günümüze kadar yapılan değişikliklere, cesaret etme
kapısı açıyor. Artık her yıkılan ara duvar, her büyütülen cephe çarşıda depreme
karşı, önemli çürütmelere dönüşüyor. 1954 yılındaki son büyük yangından sonraki
tamirat, 1959 yılında bitiyor. Çarşı o yıl, yeniden açılıyor.
Bugünkü haliyle çarşı sokaklarının iki yanındaki görünüşleri, çarşının kadim
mimarisiyle ilişkisi olmayan, ışıklı şeffaf panolarla silme doldurulmuş... Görüntüdeki
bozulmanın arkasında kalıp da göze görülmeyen olay, çarşı binalarının değişikliklerle
zayıflatılmış olmasıdır.
Öyle olmasa bile yüzyıllardır depremler tarafından silkelene silkelene hırpalanmış
olan çarşı binalarının, tehlikeli derecede zayıfladığı gerçektir. Değişiklikler
ise çarşı binalarını, depreme karşı büsbütün hassas hale getirmiştir.
Dilerim ki bu gerçek ciddiye alınır ve gereken doğru önlemlerin alınması, ihmal
edilmez.