Dünya kültür kentleri ayırıcı özellikleriyle varlıklarını belirlerler. Çok
yönlü birikim, bu kentlerde yaşamın egemen öğesidir. Bu kimliğin özenle korunması,
kentlilerin günü ve geleceği doğru değerlendirdiği anlamına gelir.
Bu düşüncelerle, doğa ve kültür zengini İstanbul'u dünya kentleriyle birlikte
gündeme getirdiğimizde, dünü-bugünü-geleceği soğukkanlı gözden geçirdiğimizde,
temel sorulara İstanbul için de inandırıcı başlıklar bulmamız gerekir.
Bugün İstanbul'u İstanbul kılan mekanlar-ortamlar ne durumdadır? Ne oranda
kimliklerini-ağırlıklarını korumaktadırlar? Dünya kentlerinde esen olumlu
rüzgarlara koşut çabaların İstanbul'a yansıma şansı var mıdır?
Hiç kuşkusuz bu sorular farklı başlıklar altında çoğaltılabilir.
Kaygı
verici yanlışların sonuçları, nedenleriyle açıklanabilir. Bizleri umutsuzluğa-karamsarlığa
itebilecek örnekler sıralanabilir. Ancak, kentler de insanlar gibidir, acılı-sızılı
günleri vardır. Önemli olan, doğruları egemen kılacak noktalara yaşam hakkı
sağlayacak ortamları yaratmaktır. Öncelikleri, kalıcı değerleri bilgili-bilinçli
saptamaktır.
Bu süreçte, dünya kenti İstanbul'un öncelikli mekanları-ortamları bellidir.
Büyük imparatorlukların başkenti olarak derinlikli geçmiş, O'nun çıkış noktalarını
belirlemiştir: Tarihi Yarımada-Haliç-Boğaziçi...
İstanbul, tarihin her döneminde özel coğrafyasını, kültür sularının kesişme
noktası olma niteliğini sürekli korumuş, buna uygun örgütlenmiştir. Gelişme
evrelerini dikkatli araştıranlar, günümüze ulaşan anıtsal yapıları adım adım
izlediklerinde, ticaret-konut bölgelerini belirlemede hangi nedenlerin ağır
bastığını kolaylıkla anlarlar.
Kapalıçarşı bu konuda verilebilecek en somut örnektir. Kentin kuruluş öykülerine
karışan bu bölge, ticaret ve yönetim alanı olarak önemini korumuş, ister istemez
çok yönlü birikimler somut sonuçlarını burada sergilemiştir.
Geçmişin örgütlenme özelliklerini, sanat-zanaat ilişkilerini, dünyadan akan
değerlerle buradan dünyaya sunulanları, kısacası dünya toplumlarının özel buluşma
alanını ayrıntılı öğrenmek istiyorsak, Kapalıçarşı'ya uygun gündem oluşturmamız
gerekir. Bu durum, İstanbul kadar dünya için de farklı girdileri içerecek bir
yaklaşımı egemen kılacaktır. Doğa-insan-kültür, emek-ürün-ticaret ilişkilerinin
yeniden tanımlandığı dünyamızda, Kapalıçarşı'yı farklı boyutlara taşımanın bir
yolu da buradan geçmektedir.
Çok yönlü yayınlara konu olan Kapalıçarşı, yılların-geleneğin gücüyle kendini
ayakta tutan nitelikleri-incelikleriyle "kendini kendi" anlatabilirse,
bir "ilki" başarmış olacaktır.
Kapalıçarşı'nın kuşaklar boyu akıp gelen birikimini günümüzde yaşatanlar, sonuçlarını
herkesle paylaşırlarsa, bu bir bakıma dünün örgütlenme anlayışını da yansıtacak,
geleneğe süreklilik kazandıracaktır. Birikim doğrudan yazıya dönüştüğü için
de kalıcılığın sınırları zorlanacaktır.
Orhan Veli "kapalı çarşı, kapalı kutu" diyor. Kapalı kutuyu kutunun
sahipleri açıyor. İlk kez üretenleri-yazanları-satanlarıyla birlikte. Kuşkusuz
bu girişimi sürekliliğe dönüştürecekler, yaşatacaklar da gene onlar olacaktır.
Dileriz bu yayın "Kapalıçarşı" kadar uzun ömürlü olsun...